12 Ağustos 2008 Salı

öylesine başlar herşey...

biraz sonra ilgiyle okuyacağınızı düşündüğüm yazıyı ben ilk defa okuduğum birçok insanın benzer şeyler başına gelmiştir die düşündüm hep ve bu güsel anlatımı sizlerle paylaşmak istedim. yazanı tanımıorum ama hoş bi şekilde aktarmış duygularını...
tanışırsın, bakarsın iyi insan.. dersin zaten kötü de olsa umrunda değildir. çünkü o istediğin zaman konuştuğun, istemediğinde konuşmadığın sıradan biri.. yani senin hayatının bi`parçası değil bu yüzden de onu kolayca atabilirsin, bu yüzden onun karakterine önem vermezsin..
sonra;

onu biraz daha tanımaya başlarsın belki moralinin bozuk olduğu bi`gece MSN`de sana moral verir, belki de yolda rastladığında dayanacak bir omuz olur.. senin için ya da konuşurken sana bi`sıkıntısını anlatır ve senden yardım ister.. bunu yaparken o kadar tatlıdır ki ama üzülmesi artık seni de ilgilendirir olmuştur, çünkü artık soranlara -he evet tanıyorum- değil, -aa arkadaşım o benim ya, çok iyidir- demeye başlarsın..

daha sonra;

ilk başta fark etmezsin ama onun geçtiği yollardan “belki karşılaşırız” diye daha sık geçersin.. MSN’de herkesi kovalayıp bi onla konuşursun.. sana öyle bi`his verirki sanki senden başka kimseyle bunları paylaşmamış, kimseye bu kadar açık bi şekilde kendini ifade etmemiş gibi. herşeyini anlatır sana, bazen acı çektiğini anlatır bazende sevinçlerini paylaşır.. her ne olursa olsun onunla konuşmak onu dinlemek sana zevk vermeye başlar.. bazen sadece o anlatır sen susarsın ve içinden sadece şu geçer; -böyleleri var mı hala ya?- ya da -hayret, böylesi bana denk gelir miydi ya?- dersin..

ve daha da sonra;

artık o senin arkadaşın değil dostundur. o senin hayatın hakkında düşündüğünden daha az şey bilse de sen onun hakkında herşeyi bilirsin senden uzakta olduğunda ansızın ağzından dökülen kelimeler seni hem şaşırtır hemde çok mutlu eder ve her daim keşke şu an yanımda olsan değişi kulaklarında çınlar artık o senin vazgeçilmezlerinden olmuştur.. çünkü diğerlerinden daha çok şey paylaşmışsınızdır.. yada sen öyle sanıyosundur..

çook sonraları;

birden sanki birisi bi iğne batırmış gibi bazı şeyler bazı eksiklikler oturmaya başlar. farkedersinki artık seni dinlemiyordur evet sen onun için hala değerlisindr ama seni içini dökmek için kullanması ve senin bi`sorunun olduğunda sadece dinliyor gibi yapması yavaş yavaş acı vermeye başlar.. hala soranlara “dostum” dersin buruk bi gülümsemeyle ama onlar artık senin ona daha farklı baktığını bilirler ve bu dostluktan öte bi his dercesine sırıtırlar. sende farkındasındır ama bu güne kadar kusursuz giden bişeyler ters gitmektedir artık. bu durumu düzeltmek için elinden geleni yaparsın. sen bunun için çabalarken o dünya onun etrafında dönüyormuşçasına umursamaz bi`şekilde bildiğini okumaya devam eder ve bazen seni kırdığının farkında bile olmaz..

daha çok sonraları;

evet artık inkar faydasızdır bu arkadaşlıktan öte bi`şeydir.. çünkü onu hem annesi kadar düşünüp hem ondan bahsederken ağzının kulaklarında olmasını başka şekilde açıklayamazsın. ama hani olurya akşamları sessizliği dinlersin ve düşünürsün işte o anlarda bi`hıçkırık dolar boğazına çünkü her defasında sen aramışsındır, sen konuşmuşsundur, sen “Selam” demişsindir & yine sen onu çok düşünmüşsündür.. ona nasihatlar vermişsindir, oysa sana sadece “sen benim için çok değerlisin” demiş yanısıra hiç bir özveride yada incelikte bulunmamış seni dinlememiştir bile. sana bazen başka duyguların sinyallerini verirken bi gün pat dye eski sevgilisiyle barıştığını söyler bunu bile o kadar tatlı bi dille söyler ki - sevmiyorum ya ama nefrette etmiyorum, bakalım n`olacak o kadar değer vermiyorum- ama aslında böyle değildir yavaş yavaş bir başkası senin emek verdiğin üzerine titrediğin şeyi alıp götürür uzaklaştırır senden ve o kişiye sen yakın bir akraba olarak tanıtılırsın ki kıskanmasın buna bile boyun eğer susarsın neticede onun tarafından bakıldığında sen onun dostusun ve böyle bişey istemesi seninde yapıyor olman doğaldır diiğ mi?

en son olarak;

birgün arkadaşlarının sana bas bas bağarmasını duyamamış olmana şaşarsın çünkü artık sende anlıyorsundur ki onun hayatında ilk sıralarda olduğunu düşünürken aslında o ilk sıraları çoktan doldurmuş sana da en arkalarda ufak bi koltuk ayırmıştır.. sessizce oturursun asıl hakettiğin yere! onun hayatına bu kadar uzaktan bakmak ve aslında her zaman burdan baktığını ama ısrarla ayağa kalkıp önlere yürümeye çalıştığını fark edersin işte bu canını yakar.. (ne yani şimdi de suçlumuyum? -evet suçlusun! çünkü en baştan ona hak ettiğinden fazla değer verdin oysa o sana hak ettiğin değeri verdi- bkz; arka koltuk! acımasızca da gelse birine yüzde yüz inanmadan (eğer sen öyle olduğuna inanıyorsan ve etrafındakiler aksini söylüyorsa bi dinle onları da) kimseye hayatının ön koltuklarını verme, bırak boş kalsın.. kırılmaktan üzülmekten hatta sonunda acı çekmekten iyidir.. belki uzun süre beklersin ama doğru kişi çıktığında beklediğine değecektir unutma!

2 yorum:

ran dedi ki...

Aşk; yalnız bir operadır kış güneşinde dinlenen. Aşk; bazen bir zaman hatasıdır. Aşk; bazen kavuşamamak, adını karalamaktır kağıtlara. Uzun bir suskunluktur ya da durmadan ondan konuşmaktır. Aşk; bir filmin, bir karesinde takılıp kalmak... Bazen tuhaf bir cesaretle meydan okumaktır. Aşk; bazen nedenini bilmediğiniz bir duraksamadır. Aşk; bir harabenin ortasında birşey bulup da ne yapacağını bilemeyen iki savaş çocuğu gibi kalmaktır. Eylül'ün toparlanıp gitmesini izlemektir. Bir bakış bile anlatmaya yeterken herşeyi kalbinizi dolduran duyguların kalbinizde kalmasıdır. Aşk; canınızla beslemektir hüznün kuşlarını. Aşk; vazgeçmektir gözlerinden. Geceleri ansızın nedensiz uyanmaktır uykularından, usul usul ağlamaktır. Aşk; birgün anahtarın ters döneceğine inanıp ışığa kavuşmayı özlemektir. Aşk; buralardan öylece çekip gitmek ve sonunda kendine bir gül vermektir. Acını içine alıp, göz damlalarını tutup, güçlü olmaya çalışmaktır bilmiyorum dediğim konu hakkında 2 saat eh bence dersem günlerce konuşurum

Emrah dedi ki...

geçmişimizle hesaplaşamadık, geleceği planlayamadık ve sevgileri hep yarınlara sakladık.Peki Anı yaşamakmı?
Bize göre olmadığı çok açık :(