29 Kasım 2008 Cumartesi
27 Kasım 2008 Perşembe
bu feci nezle ne zmn geçer:(
bu aralar pek bi hareket yok hayatımda, aklıma da yazacak bişiiler gelmes oldu. tekrar öğrenciliğe dönüş ve ders çalışma halindeyim, belki de ondandır... elimde bi müsvette sürekli yazıyorum okuyorum. italyanca ile birlikte italyan kültürünü de öğreniyorum yavaş yavaş, hocamıs çok tatlı, dersleri daha da bi zevkli kılıyor.
iş ilanlarında accaip bi durgunluk var, canım bu konuya sıkılmıyor değil, ama elimden de birşey gelmiyor:( tek ben deilim işsiz olan bu ülkede diyerekten yüzmeye, yürüyüşlere ve arkadaşlarıma daha fasla zmn ayırarak kendim için bişeyler yapıorum. günün bir bölümünü mutfakta geçiriyorum, muhallebili milföy ve tavuk sarma son zmnlarda denediklerim içerisinde favorilerim.annem de nerde uğraştırıcı tarif var onu seçiosun dio ama napiim;) közlenmiş kırmızı biber sarmasından sonra tavuk sarması daha kısa sürüo tabi. (ama benim gibi tavuğu kasaptan hazırlanmış olarak diil de paket şeklinde marketten alıp kesip inceltmeye kalkınca birascık uğraştırıo)
bi an önce düzelip haftasonu için planlar yapman lasım, hadi gökçe hadi diyerekten kendime gaz vermek istiorum. daha vizyona giren yeni filmlerden bi seçim yapman lasım, balığa çıkabilecek duruma gelmen lasım vee daha bi sürü şey...
26 Kasım 2008 Çarşamba
20 Kasım 2008 Perşembe
Ciao! Sevgili Okurlarım
bikaç gündür yazamıyorum, en iisi bi özet geçeyim neler yaptığıma dair... haftaya güsel bi başlangıç yaptığımı söyleyebilirim:)
herkes izledi bi ben kaldım diyerekten, onu bunu beklemekten sıkılıp "Mustafa" filmine gittim, hem deee tek başıma. Büyük bir emek var ortada, o nedenle yapılan ağır eleştirilere katılmıyorum. Tamam belki bu kadar duygusal yaklaşılmasını birçok izleyici hazmedemedi ya da yazan ve yönetene karşı fikirlerini film üzerinden dile getiriyorlar diyebilirim. Bir belgesel niteliğinde değil ama insanı duygulandırıp o günlere götürmeyi başaran Mustafa Kemal Atatürk'ü her yönü ile olmasa bile etkili bir şekilde ortaya koyan bi film. Atatürk hakkında çok fazla kitap okumamış, araştırma yapmamış insanların bilmediği birçok olaya da değinmesi güzel olmuş. Sonuçta kimse şu ana kadar cesaret edip böyle bi filmi ortaya çıkartamamıştı, o nedenle saygı göstermek lazım diye düşünüyorum.
bu arada İtalyanca'ya başladım sevgili okurlarım... yeni bir dil öğrenmenin heyecanı içindeyim, yoğunlaştırılmış bir kurs olması benim de işime yaradı, bol bol vaktim varken ödevlerimi yapıyorum, extra kelime çalışmaları yapıyorum... okunuşları da çok hoşuma gidiyor kelimelerin, sürekli yazıyorum, okuyorum :) öğrencilikten bi şekilde kopmamak güsel... bu da bittikten sonra neye başlayacağım merak ediyorum:)
Arrivederci!
Not: şekilde gördüünüs tartı her zamanki gibi ben yaptım, portföyümü genişletip muhallebili tatlılara da el atmaya başladım artık;)
“Kadın evde çocuk yapar, erkek dışarıda politika” zihniyetinden nasıl kurtulacağız?
biraz önce okuduğum makaleden sonra bu soru kafamı iice kurcaladı. ve gün geçtikçe artan şekilci bakışlar da aynı düzeyde rahatsız edici, adamın biri kravat takıp takım elbise giyince sanki bağnaz fikir yapısı değişiyormuş gibi muamele görüyor ne yazık ki ülkemizde... hem de bu tarz adayların kabul gördüğü kesim ise daha da vahim kılıyor durumu...
16 Kasım 2008 Pazar

" İnsanların ÖNYARGISINI parçalamak, benim dünyayı parçalamamdan çok daha ZOR.."
Toplum içinde yaşarken edindiğimiz deneyimler bize, ileriki zamanlarda işe yarar bilgiler olarak dönebildiği gibi, tersi de olabiliyor ve işte bunun adı da “önyargı”
"İnsanlar onlara ne söylediğinizi unutabilirler. İnsanlar onlara ne yaptığınızı da unutabilirler. Ama insanlar, onlara kendilerini nasıl hissettirdiğinizi asla unutmazlar."
olaylara ve insanlara "ön yargı ile yaklaşma eylemi" çok kötü bişiii çoooooook;)
14 Kasım 2008 Cuma
Türkiye'de günde 3 kadın şiddetten ölüyor!!!
bu araştırmanın sonucu insanı gerçekten dehşete düşürecek boyutlarda:(
okuduğum haberin devamı
bu araştırmanın sonucu insanı gerçekten dehşete düşürecek boyutlarda:(
okuduğum haberin devamı
11 Kasım 2008 Salı

15bin kişiden çok daha fazlaydık sanırım dün Fazıl Say'ın Nazım Orotoryosunda, kapalı spor salonu hınca hınç doluydu İzmirlilerle. Çok hoş müzikler ve Genco Erkal'ın hayran olduğum sesinden Nazım şiirleri ile mükemmel bi gece geçirdik Atamızı anarak.
Gündüzünde de Ata'ya saygı yürüyüşüne katılarak binlerce kişi bayraklarla Limandan Cumhuriyet meydanına kadar yürüdük, gazetelere "işte İzmir farkı" dedirtecek bir şekilde yetmişinci yıldönümünde Atamız için tek yürek olduk...
10 Kasım 2008 Pazartesi
ATAMIZI SAYGI İLE ANIYORUZ...

Kahve Molasında geçen hepimiz adına Ata'ya açık telgrafa da yer vermek istiyorum...
"Ey Büyük Atatürk STOP Daha yükseklere tırmanmamız için bizlere bıraktığın aletleri, yol haritasını ve pusulayı devlet dairelerinden birinin arşivindeki tozlanmış bir sandıkta kilitli bulduk STOP Yazdıklarını okumayı ve onları başkalarına aktarmayı, seni anlatıp yüceltmeyi, kısacası bu işin edebiyatını artık bir kenara bırakıyor ve senin gibi bir tırmanıcı olabilmek azmiyle derhal yola koyuluyoruz STOP Bizden öncekilerin sebep olduğu gecikmeden dolayı özür dileriz STOP Bu çetin tırmanış için gerekli koşullara ve olanaklara sahip olmayı beklemeden harekete geçiyoruz STOP Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızda mevcut olduğunu hepbirlikte göreceğiz NON-NON-NON STOP"
9 Kasım 2008 Pazar

Sizlere bu haftasonu izlediğim iki filmden bahsetmek istiyorum, birincisi "Üç Maymun"du ve beklentilerimden çok uzakta oldukça sıkıcı bir filmdi daha fasla bahsetme isteği bile yok içimde.
Ama ikincisi "ISSIZ ADAM" müthiş bir film. Son zamanlarda izlediğim en iyi türk filmlerinden diyebilirim. Çok güzel kurgulanmış, aralara serpiştirilen müzikler filme harika bir tat vermiş. Her film insana bişeyler katmaz, bu ööle değil. Hem bahsi geçen yaklaşımlar ve bakış açılarını anlamaya başladığımı hissettim hem de adı geçen kitapları okumak için heyecanlandım. Ayrıca filmde çalan müzikleri de merak ettim, eski plakları araştırdım... Bana çok şey kattı ... Çağan Irmak'ın her filmini beğeniyorum ama bu filmin bende çok ayrı bir yeri oldu, ellerine sağlık gerçekten;) Filmin sonlarına doğru gözyaşlarımı tutamadığım sahneler çok oldu, çıkışta bi baktım tek ağlayan benmişim gibi geldi ama ne biliim insanın içi ister istemez bi tuhaf oluyor...
Size biraz filmden bahsedeyim...
Alper 30lu yaşlarda, gurme sayılacak düzeyde yemek kültürü olan kendi restoranının sahibi iyi bir aşçıdır. Lüks yaşamayı seven, işinde başarılı ama özel yaşantısını her gün farklı kadınlarla birlikte olarak düzene koyamamış, hayatını; yaptığı yemekler, günübirlik ilişkiler, paralı kadınlar üçgeninde yaşayan birisi iken; Hayatının akışı, bir gün Beyoğlu' nun arka sokaklarında, aradığı eski plak için bir kitapçıya girmesiyle değişir.Ada 20' li yaşlarının sonlarında, güzel, çocuk kostümleri tasarlayıp diken, Alper' in modern yaşamının aksine çok mütevazı, hayatta fazla inişleri çıkışları olmayan genç bir kadındır. Bir gün eski bir kitabi bulabilmek için Beyoğlu' nda dolaşırken Alper ile ayni kitapçıya girer. Çapkın bir adam olan Alper, Ada' nın güzelliğinden etkilenir ve Ada' yı takip etmeye başlar. Ada' nın aradığı kitabi bulmuştur. ilk sayfasına telefon numarasını yazar. Ada' nın işyerine kadar devam eden takip, Alper' in tanışma bahanesiyle aldığı kitabı Ada' ya vermesiyle son bulur. Ada ve Alper' in yaşamlarında ilk defa karşılaştıkları tutkulu aşkın ilk sinyalleri bu kitapla başlar. Alper kopamadığı özgür hayatinin içersinde Ada' ya yer açmaya çalıştıkça, yaşamının daraldığını fark eder. Aşkı ve özgürlüğü arasında kalan Alper' in sessiz çığlıklarını duyamayan Ada, kendini aşkın rüzgârına kaptırmıştır bir kere; Ve yaşam bir kere daha aşk oyununun perdelerini Ada ve Alper için açacaktır.Issız Adam, modern hayatın yalnızlaştırdığı insanları anlatan, yemekler, anneler, eski şarkılar ve aşk üzerine bir film...
Hoşuma giden aklımda yer eden sözler;
ayrılık sahnesinden...."karın içinde donuyorsun ama uyumak hoş geliyor farkında bile değilsin ama ölmektesin...."
kıza duyduğu sevgiyi ve aşkı dile getirirken... "sen hayatıma girdiğinden beri her günüm bayram sabahı sevincinde..."
"mavi bir telaş..." benzetmelerden biri
"sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün"
6 Kasım 2008 Perşembe

afişlerini gördüğüm Namık Kuyumcu'nun yeni kitabı önce başlığıyla sonra hakkında yazılanlar ve yapılan alıntılarla beni oldukça etkiledi, en kısa zmnda okumalıyım diyorum... Radikal'deki tanıtım yazısından alıntılarla AŞKIN RENGİ SİYAHTIR'dan sizlere hoşuma giden bir iki paragraf sunayım dedim...
“Bir şakayız dünyada! Her şeyin büyük ciddiyetlerle yapıldığı her yerde; savaşa, işgale, zorbalığa, adaletsizliğe, zulme, her türlü şiddete, ayrımcılığa, eşitsizliğe, sevgisizliğe, arkadaşsızlığa, özensizliğe, aşksızlığa, umutsuzluğa ve nefrete karşı bir şakayız bu dünyada! Tepeden tırnağa kadar bir şaka! Aşktan ve dostluktan yana. Sonuna dek paylaşmak ve sonsuz adalet için. Nefret ve sevgisizliğe karşı... Tahammülsüzlük ve şiddete sonuna dek hayır diyerek! Her türlü egemenliğe ve eşitsizliğe karşı çıkarak! Barışarak! Konuşarak! Tartışarak! Sevişerek! Şakalaşarak! Savunarak! Karşı çıkarak! Gülüşlerini kahkahalara taşımak isteyen, kocaman bir şakayız dünyada!”
“Yalanı tarihten ve geçmişten, yılanı kötülükten ve zehirden ezberimize dayatan tüm iktidarlar ve cemaatleriyle derin hesaplaşmaların zamanı gelmiştir artık!
Bilginin ve erdemin gülçin yollarından geçip, vicdan ve farkındalığın geniş avlularında buluşmanın zamanı çoktan gelmiştir! Bundan kaçınılamaz!” diyor.
Bilginin ve erdemin gülçin yollarından geçip, vicdan ve farkındalığın geniş avlularında buluşmanın zamanı çoktan gelmiştir! Bundan kaçınılamaz!” diyor.
SİZCE DE AŞKIN RENGİ SİYAH MIDIR?
no shadow no stars
no moon no cars
november
it only believes
in a pile of dead leaves
and a moon that's the color of bone
no prayers for november
to linger longer
stick your spoon in the wall
we'll slaughter them all
november has tied me
to an old dead tree
get word to april
to rescue me
november's cold chain
made of wet boots and rain
and shiny black ravens
on chimney smoke lanes
november seems odd
you're my firing squad
november
with my hair slicked back
with carrion shellac
with the blood from a pheasant
and the bone from a hare
tied to the branches
of a roebuck stag
left to wave in the timber
like a buck shot flag
go away you rainsnout
go away blow your brains out
november
kasım başladı başlayalı yeni yaşımda bi rehavet mi çöktü nedir çözemediğim bi uzaklaşma oldu blogumla aramısda. neyseki yakaladım eski performansımı die düşünüorum ve bu hoş şarkı ile başlıorum aya;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)