29 Mart 2008 Cumartesi

Karantinaya alınan gül bahçelerime, martla birlikte güneş vurdu, yorgun yağmurları geride bırakıp, tomurcukları patlatan baharla, meltem, adını fısıldadı… Kurşun kalemden izleri, gönlümün; yeniden belirdi. Senfonilerin bulutlu kemanlarını titreten ince isyanlar, keskin gözyaşları, Aşiyan'da, ömür başlatan erguvanların gölgelerine saklandı… Masallardaki kavuniçi heyecanlara benzer, bir tıka basa martı çığlığı körfezde… Maviyi yeşille birleştirdiğim suların raksında bir söylem, eski zaman yitmelerinde… Bu şehrin kokusuna dokunduğum saatlerdi, omuzlarıma çöken hasreti, sevdiğim ellerle sıyırıp atarken, erguvanların şehrine bir selam çaktım, kaldırımlarını, taş sokaklarını, bitmeyen ışıklarını, sönmeyen insanlarını, durmayan yaşantısını… Evsiz amcanın başrolünde, sarhoş aşığın yönettiği oyunda ve kendi filmimizin galasında, boğazda bir eflâtun huzme… Kalemimin bağırdığı 'sen', teninden dökülen yediverenler… Toprakta adımın, adımın katmer katmer erguvan… Erguvanların, kanım… Bir derin 'es, sonrası yeniden hayat… Kalabalığı yaran beyazlıkta, bejden maviye bir asuman kopyası, sende zaman ve bende tan vakti, sümbüller…Anka kuşunun zümrüt tüylerinde saklı masalımız ve bir gurbetçinin nabzından bağıran sıla hasretinde… Gözlerimi yapıştıramadığım aynalara iliştirilmiş temmuzlar ve bir dolu elma şekeri düşlerim… Boynumdan akan yaz, avuçlarındaki bahara döküldü. Burada her mevsim körfez alkol ile sarmalar aşkı… Fallardan renk renk, boncuk boncuk dökülür ve kadehler çarpar birbirine, çarptıkça çoğalır sevda sözleri ve ben rüyama sıralarım incilerimi… Gelişinin soluksuzluğunda fısıldarken şarkımı, sığamadığım renklerden bir uzanış, buselerle kaplı… Uykulu sabahlarımı donattığın erguvanlarla gün doğdu ve şehrimde aşk koktu, saçıldı incilerim ayaklarımızın dibine… uzanıp duydum kokunu akşamsefaları arasından, sustum ve dudaklarım kırdı karantinasını bahçelerin, tek gül, tek sevda, tek kızıl… Deniz ...

26 Mart 2008 Çarşamba

nası bi karmaşadır anlamadım, yorucu bi iş günüydü... sallanan bi salı gibi bişiii :S toplantı üzerine toplantı ve şirketi basan mafya bozuntusu adamlarla korku dolu dakikaların yaşandığı bi ortam. beline silahı takıp dolaşan insan bolluğu var memleketimde. önüne gelen efelenio, way efendim sen benim faturamdan nası penalty kesersin fln filan. üff neyseki ucuz atlattık, ööle bi an ki güvenlik görevlisi bile çaresiz kalıyor bu noktada.
neyseki sağsalim geldim evime, hbrleri bi isledim ülkemi lodos rüzgarı sarmış benim hbrim yok iş güçle boğuşmaktan. benim gibi baharın cazibesini kapılanlara duyurulur tam hastalık mevismi gibi duruo bu günler ;) sarıp sarmalanmaya dvm etmem lasım, benim gibi üşüyen ve titreyen insan gruplarına duyurulur...

DANCE WITH WIND

wind is the fate we are facing
wind is the life we are touching every second
wind is the love we don't understand but feel
wind is the bridge we cannot see but feel
wind is wind is wind is wind is wind
wind is the rope we to ourselves not to be free
wind is...............................................................
wind is..............................................................
wind is.........................................
Driving into human imagination unknowingly
wind doesn't know anying but rotation of nature with chaotic truths
no DNA-affected fingerprints
Nyein Way

22 Mart 2008 Cumartesi

bahar bayramı


In this season of renewal and new beginnings...wishing you happines, new adventures and continued success... Happy Spring!!!
Bahar, mevsimlerin en güzel kokanı. Yine gelip kapımızı çaldı. Ne iyi etti de geldi.... Kış gibi kararan gönüllerimizi aydınlatmaya, dayanılmaz çiçek kokuları ile başımızı döndürmeye geldi. Her bahar badem ağaçlarının açan çiçekleri nedense ruhumu biranda mutlulukla doldurur. Sahip olduğu güzellikten midir yoksa baharın ilk müjdecisi olduğundan mıdır nedir seyretmeye doyamam.
tabi benim lalelerim sümbüllerim menekşelerim de açmaya başladı, keyfim yerinde balkonda onlara baktıkça içim açılıyor.
euronun 2,1ken haftabaşında gittikçe düşmesi bile keyfimin kaçmasına engel değil:) etrafımda varlığından rahatsız olduğum birileri de kalmadı, hürüm mutluyum.
saat 9 gibi kalkmışım kahvaltımı edip alışverişimi yapmışım, evi biras toparlayıp yemek olayına da girmişim büük bi zevkle, ohhh ne güsel evimde olmayı öslüorum kimi zmn. benim gibi gezmeyi seven bi insan bile buna ihtiyaç duyabiliyor ara sıra. şimdi de yürüyüşe mi çıksam yoksa evde e-walker ımla baş başa müzik eşliğinde spor mu yapsam karar veremiorum.
akşama denemeyi planladığım muzlu kek için de sabırsızlanıyorum;) sizlerle tarifi paylaşıcam merak etmeyin sevgili okurlarım inş. başarılı olur:)

21 Mart 2008 Cuma


Yüregimde bir çocuk

Sevinçle hüznü

Bir arada yaşıyor

Bir elinde umut çiçekleri

Digerinde mutsuzluk dikenleri...

Yüregimdeki bu çocuk aglıyor,

Batmış eline Mutsuzluk dikenleri...

Umut çiçekleri Gönlünü okşuyor...

Kendisini Bekleyen geleceği

Umut çiçeklerinde Biliyor...

Yüregimdeki çocuk

Ellerin de Umut çiçekleri,

Gözlerinde Bir ümit ışıgı yanıp sönerken

Kendisine sevgiyle uzanacak

Bir dost eli bekliyor...

Yüregimdeki çocuk

Bir elinde umutsuz dikenleri

Digerinde umut çiçekleri
Gözlerinin içi gülüyor...

Yüregimdeki bu çocuk

Gelecekten umutlu

Hayatla barışık yaşıyor...

20 Mart 2008 Perşembe


ne hareketli günler geçirdim bu ara... aktiviteden aktiviteye koşuş halinde durmaksızın.... ama tükendim, tüketildim hepsi var karmakarışık bi halet-i ruhiyeye sahibim. ayaklarım yerden kesilsin, biras planlı programlı yaşamın dışına çıkayım dedim, ama olmuo, yok yok bana göre diil kesinlikle bööle bi yaşam. gamsız olamama problemim var benim, eğer bu büük bi problemse ewt var kardeşim. ben halimden memnunum kimse beni engellemesin!!!


ne istediini bilen insanlar istiyorum etrafımda, uçlara doğru savrulup giden, dengesiz insanlar sinirimi bozuyor. ben mi tahammülsüzleşiyorum yaşım ilerledikçe onu da bilemiorum. ama pes dedirtecek olaylar da hep beni mi buluyor sevgili okurlarım:S uzak durun kardeşim, bi belasavara ihtiyacım var galiba huzurlu uyumak için;)


tüm bunlara rağmen güçlü ve mutlu olmaya çalışma, o sahip olduğum zırhı koruma hali de artık yorucu gelmeye başladı. hayatın akışına bırakıorum kendimi, paşa gönlüm neyi isterse onu yapıcam artık... ohhhh beeee...


şimdi gelelim doğa yürüyüşü muhabbetine, ahh ahh sevgili okurlarım ne menem bişiidir bu anlamadım, ben yürüyüş die gittim resmen tırmanış oldu bu, keçilerin bile giremedii yollara, vahşi doğa ile başbaşa daldık ormanın içine, tırmandıkça tırmandık dağlara. ama benim gibi masa başında çalışan kondisyonsuz bi hatuna çok geldi bu hareketlilik. dönüşü nası yaptık nası eve geldim fln pek hatırlamıorum. ertesi günün pzt olması da daha da ızdırap verici bi durum oldu. neyseki işe bi saat geç gittim biras toparladım kendimi. şirkette de uğraş konusu olduk tabe ;)


bu aralar kendi hayatım hakkında çok fasla yazıya yer vermediim için eleştiri aldım bazı okurlarımdan, tamamdır görkemcim bu eleştiriyi dikkate alıcam emin ol ;) sana da inş. en kısa zmnda el birliği ile bi iş bulucas, gerçi senin şu karlı kablo olayını da büütmek lasım:) hi-fi dünyasına bis de mi girsek ne:)

yalnızlık

Şemsiye yapımcıları
ıslanmaktan
tek kişiyi koruyacak genişlikte
kesince kumaşları
yağmur değil
yalnızlıktır yağan
Daha da hüzünlendirir her gece
kentin sokaklarını
bekçinin nefesiyle
düdüğün içinde dönen
nohut taneciğinin
yalnızlığı
Ne çok sevinirim bilseniz
bir yılan
mezarıma girer de
göğüs kafesimin kemikleri içinde
kış uykusuna
yatarsa


sunay akın

14 Mart 2008 Cuma

saçma sapan sorumlulukları üstlenmekten bunaldım bu aralar. şirketin bahçesindeki köpeklerin kenesinden tut da gerekli gereksiz bi sürü işin danışıldığı kapı olmak bi noktadan sonra insanı cidden bayıyor. eve geldiğimde başım zonkluyordu resmen, yemeği yedikten sonra uyuyup kalmışım öölece.
insanlarda bir değer verme yarışıdır, bir kıyaslamadır gidiyor... anlamıyorum hem de hiiç!!! nereye kadar neyi neyle, kimi kimle kıyasladığının bilincinde olmadan, "bu böle olmalıydı, şu da şööle" şeklinde kalıplarda yaşayan insanlarla anlaşamıyorum. ben mi geçimsiz bi insanım bilmiyorum ama benim gibi sabırlı bi insanı bile yeri geliyor yıldırıyor bu tür yaklaşımlar... emin olduğum tek şey; her zmn ağır ve emin adımlar atmanın en akılcı yol olduğu. ben de bööleyim işte ;)
bazılarında da hemen bi suçlama hemen bi üste çıkma hali:) ama olmaskii aaaa... "insan bööle de yapmas ki", bu lafı duyduğunda bi anda neye uğradıını şaşırırısın sonra da anlarsın ki yanlış anlaşılmalar ve iletişim kopukluğu nedeniyle olmuştur bu karışıklık:S
üffff kafamı dağıtıp değişik ortamlara girmemin zamanı geldi de geçiyor. ilk adımı bu haftasonu katılacağım doğa yürüyüşü ile yapıyorum. devamı da gelecek umarım;)

8 Mart 2008 Cumartesi

dünya kadınlar günü- 8Mart


Bu gün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü.
Ama işin aslı,
8 Mart 1908 yılında Amerikalı kadın işçiler, erkeklerle eşit ücret ve doğum izni için kendilerini fabrikaya kilitlemişlerdi ve içeride çıkan yangınla 129 kadın yaşamını yitirmişti. O sebeple, çalışan kadınların kazandıkları hakları kutlama günüdür 8 Mart.
Yani aslında Dünya Emekçi Kadınlar Günüdür; tam da bizim günümüzdür.
Kulağımıza yapışmış telefonla, onca iş yükü ve strese rağmen rujumuzu sürüp gülümseyebildiğimiz için, ince topuklu pabuçlar üzerinde günde en az 10 saat koşturabildiğimiz için, hem işimize, hem eşimize hem de evimize ilgi gösterebildiğimiz için,
ekonomik bağımsızlığa önem verdiğimiz ama paylaşmayı unutmadığımız için, 2 aylık bebeğimizi sütten kesilmeden evde bırakıp işe gelebilme metanetini gösterebildiğimiz için bugün bizim günümüz.

Bir kadının altından kalkamayacağı iş yoktur; yeter ki istesin.

Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsunn
P.S bu yazıyı okuyunca evli ve çocuklu bi bayan sanacaksınız beni ama ilerde o da olacak inş. (gerçi bu gidişle oldukça zor görünüo:))

özlemmmmmm

' Özlem, bir ses işitmeyi istemektir temelde: diri ve canlı bir ses

- bu, aslında özleyenin istediklerinin yalnızca küçük bir parçasıdır -

bir simgesidir yalnızca,

sanki; ama, özlenenin

bütün kendisi olarak özleyeni beklediğinin simgesi-

imgesi - imi - olarak, bir tür rahatlama verebilir,

özleyene : özlenen, oradadır, vardır, onundur...

Özlem, işitilmek istenen bir sestir.

Özlem, bir sestir

-karanlıkta yağan yağmur gibi... '

6 Mart 2008 Perşembe

harika görünüyor bunlaarrrr

Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi

İki şey "Kalitesiz İnsan" ın özelliğidir :
1- Şikayetçilik
2- Dedikodu
İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer :
1- Bakış açısını değiştirmek
2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller :
1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek
2- Hak yememek
İki şey kişiyi gözden düşürür :
1- Demagoji (Laf kalabalığı)
2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı "Nitelikli İnsan" yapar :
1- İradeye Hakim Olmak
2- Uyumlu Olmak
İki şey "Ekstra Değer" katar :
1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak
2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır :
1- Kararsızlık
2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar :
1- Nitelikli çevre
2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak
2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır :
1- Ustalardan ustalığı öğrenmek
2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır :
1- Niyetin saf olması
2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır :
1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak
2- Hayata ve herşeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller :
1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit)
2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir :
1- Tebessüm (gülümseme)
2- Sükut (susmak)

3 Mart 2008 Pazartesi



yanlış anlaşılmalardan usandım sevgili okurlarım!!!!!

bu hep böööle mi süregelecektir bilemiorum ama çok can sıkıcı oluo, o kesin yani üffff:(


Mevlana der ki, ''Ne kadar bilirsen bil, ne kadar anlatırsan anlat, söylediklerin karşındakilerin anladığı kadardır...''

Ve gerçekten öyledir... Yazık ki, ikili ilişkilerde sürekli yanlış anlaşılmalar ve bu yanlış anlaşılmaları düzeltme çabası... Sevgiye ve paylaşıma ayrılacak zaman, anlaşmak için harcanan zamanda yitip gidiyor...

Keşke herkes birbirini anlayabilseydi.. Özellikle en anlayış beklediğimiz insanlar yabancı kalmasalardı bize.. Ama malesef bu böyle gelmiş ve böylede süreceğe benziyor... Fazla üzülecek bir şey yok...

''Beni anlamasanda olur, beni sevebilir misin?'' türü bir yaklaşım ve sevdaya aşkadım ilerlemek... Ya da dostluklara, arkadaşlıklara...


Şimdi senden vaz mı geçmeli, diyor ya,

Diyor ya, yola devam mı etmeli...

Bir de diyor ya, anladım, herşey sensin,

Hadi çık işin içinden...

Şiirler senken,şarkılar sanayken

Geceler sen, gündüzler umutken

Şimdi senden vaz mı geçmeli ?

Varlığın varlığımken,

Neşem, gülüşüm, ruhum senken

Heyecanım, tutkum, canım senken

Beni bir merhaban beslerken,

Şimdi senden vaz mı geçmeli ?

SEN BİLİRSİN !!!


P.S Birden bu şiir çıktı karşıma nette dolaşırken kim yazmış bilmiorum ama hoşuma gitti bi çırpıda okuyunca.

1 Mart 2008 Cumartesi


Keşke noktalama işaretleri kadar insaflı olsaydı parantez içine sığdırmaya çalıştıgımız hayat;
''Tırnak içine alınmış hayatLarımız olsaydı''
yaşamı virgülle uzatabilseydik,
ve üç nokta koyabilseydik tüm sevgilerin önüne...