31 Aralık 2008 Çarşamba

yeni yıl, yeni güzellikler getirir umarım:)

Yeni yılın hepimize,
Çalışkan astlar, örnek üstler, güçlü iletişim, bayrama rastlayan iş günleri, bol satışlar, sadık çalışanlar, 34 saatlik günler, 10 günlük haftalar, sıkıştırmayan “deadline”lar, zevkli projeler, faydalı danışmanlar, geç başlayan erken biten mesai, yararlı eğitimler, dengeli müdürler, klavyenin yanında sapsağlam durup dökülmeyen kahve fincanları, sıkıcı olmayan konferanslar, uçları/mürekkebi bitmeyen kalemler, eğlenceli iş yemekleri, akıllı stajyerler, başarılı sunumlar, tamamlanan dosyalar, değişik yerlere iş seyahatleri, üzeri tamamen çizilen yapılacak iş listeleri, ödemeleri doğru ve hemen yapan sigortacılar, dürüst ortaklar, kaybolmayan fakslar, açıksözlü yöneticiler, bitirilen kitaplar, çalışan asansörler, adil kanunlar, hayırlı ortaklıklar, politikasız/oyunsuz, içi dışı bir iş arkadaşları, ulaşılabilen kişiler, aşılabilen sekreterler, bozulmayan klimalar, büyük masalar, lezzetli öğle yemekleri, hızlı giden servis arabaları, açık yollar, iyi tatiller, ergonomik ofisler, içten konuşmalar, yeni müşteriler, neşeli ofis partileri, kısa toplantılar, etkin takım çalışmaları, işbirliği yapan takım arkadaşları, ucuz teknoloji, kilitlenmeyen programlar, çökmeyen bilgisayarlar, daha az “junk” mail”, bitmeyen yazıcı kağıtları, düşük faturalar, özel hayatınıza ayıracak bol zaman, bol primler, yüksek zamlar, anlayışlı patronlar, verimli günler, ödüller, başarılı işler getirmesini diliyorum.
Bu genel dileklerin yanı sıra kendim için de güzel bir iş ve mutlu bi beraberlik diliyorum sevgili okurlarım...
Mutlu yıllar!!!

28 Aralık 2008 Pazar

2009'a 3 kala

İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz... yılında mı ? Geriye sayayım o zaman...
4.....Ülkemizde ve dünyamızda hep barış türküleri çalacaksan,Yolsuzluk ve hırsızlıkla gerçekten mücadeleye dalacaksan,Memleketin için dünyaya tek ses tek nefes salacaksan,Bütün bunların uğruna dünyayı bile karşına alacaksan,İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz.............................

Haydi gel bekliyoruz...

Eski yıl benzeri mayhoş günleri yine yaşatacaksan,Yaşanmış ortalama yılları bile mumla aratacaksan,Tuttuğunu fırsat bu fırsat yok pahasına satacaksan, Dünya krizine karşı sata sata yan gelip yatacaksan,İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Boşuna gelme evde yokuz...

3..... Kardeş kavgasını kökünden kurutup bitireceksen,Yurdumuza barış, dünyaya barış getireceksen,Yediden yetmişe tüm ulusu sevinçlere götüreceksen,İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Haydi gel bekliyoruz...

Bahanelerle fitne-fesat savaşları körükleyeceksen,Mazlum ülkeleri yeni savaşlara sürükleyeceksen,Silah tüccarlarının mangırlarını kürekleyeceksen, İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Hiç yorulma evde yokuz...

2..... Mücadele edip acıları birer birer dindireceksen,Hukukun üstünlüğünü daima içine sindireceksen,İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Haydi gel bekliyoruz...

İşsizler ordusuna yeni yeni işsizler bindireceksen,Mücadeleden kaçıp yelkenleri suya indireceksen, İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Zahmet etme evde yokuz...

1.....İnsanlığın yüzünü güldüreceksen,İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Gel bekliyoruz...

İnadına çocukları öldüreceksen, İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Evde yokuz...

0.....İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Bekliyoruz...

İki... Sıfır... Sıfır... Dokuz............................. Yokuz...

( Anladın sen ..! )

Hepimize; mutlu, sağlıklı, sevgi ve barış dolu üstelik bol kazançlı günlere gebe bir 2009 yılı dilerim. Umarım o günlerin hepsini de "İki Sıfır Sıfır Dokuz" yılında doğurur...

ahmet şeşen

26 Aralık 2008 Cuma

Evlilik Değil, Evcilik!

"Konu kadınlar olunca, erkekler arasında kurulabilecek ittifakların sonsuz imkânlarını hayal bile edemezsiniz. Hiç bir araya gelmeyecek siyasetler, etnik gruplar, inanışlar bir araya gelir ve tam saha presle kadınların daha fazla hakkı olmaması için neredeyse içgüdüsel bir çaba göstermeye başlarlar. Şu kadınlar etkisiz hale getirilip eve kapatılsın da, gerisi mühim değildir. Kadınlar, insanlıktan çıkarılıp çocukken kadın, kadın olur olmaz derhal anne edilsin de geri kalan bütün dünya işleri halledilir. Kadınlar sussun da erkekler nasılsa kendi aralarında gerektiği gibi, gerektiği kadar konuşur. "
Ece Temelkuran'ın köşesinde okudum bugün Milliyet'te. Ve bu da onlardan biri malesef, bırakın çocuk kalsınlar...
www.evlilikdegilevcilik.org adresini ziyaret ettikten sonra daha da iyi anlayacaksınız sevgili okurlarım

23 Aralık 2008 Salı

hünkar beğendi:)


tarifini daha sonra ekleyeceğim ama fotoğrafını yayınlamak için sabırsızlandım nedense...
Malzemeler :




Beğendi için;

5 adet orta boy patlıcan

2 yemek kaşığı tereyağı

2 yemek kaşığı un

1 su bardağı süt

1 çay kaşığı tuz, karabiber

yarım limon



etli kısım için;



750 gr kuşbaşı dana ya da kuzu eti

2 adet kuru soğan 2 adet domates ya da

1 yemek kaşığı salça

1 yemek kaşığı tereyağı

1 çay kaşığı tuz, karabiber



Hazırlanışı:



Kuru soğanları yemeklik doğrayın, domatesi rendeleyin, oda sıcaklığında yumuşamış tereyağını ve kuşbaşı etleri bu malzemeyle karıştırın.

Tuzunu ve karabiberini ekip, suyunu koyun ve etler yumuşayıncaya dek pişirin. (Orta, hatta kısık ateşte). Etler pişerken, beğendiyi hazırlamaya geçin.



Varsa ocak üzerinde mangalda yada de tepsiye yağlı kağıt yayıp, patlıcanları fırında közleyin. Patlıcanlar iyice pişince, akan su altında kabuklarını soyun ve kararmamaları için limonla ovun.

Başka bir tencerede tereyağını eritin, unu pembeleşinceye dek kavurun. Sürekli karıştırarak soğuk sütü azar azar ilave edin, koyulaşınca patlıcanları ekleyin. 10 dakika daha pişirin, tuzunu, karabiberini serpip, ateşten alın.

Servis için önce tabaklara beğendiyi paylaştırın. Sonra üzerlerine birer kepçe yahniden koyun.



22 Aralık 2008 Pazartesi

en uzun gece...

bu gece de uyku tutmama hali sardı beni... en iisi güldünya şarkılarına dalayım dedim. en güçlü seslerin en güçsüzler için söylediği seçme şarkılar... hepsi birbirinden güsel ve dinlemeye değer...

20 Aralık 2008 Cumartesi

dereotlu lorlu kurabiyem




1/2 kg tatlı lor


1 su bardağı sıvı yağ

100 gr yumuşak tereyağı

2 yumurta (birinin sarısı üzerine sürmek için ayrılır)

1 demet ince kıyılmış dereotu

1 paket kabartma tozu

tuz

aldığı kadar un

Hepsi iyice yoğrulur.Yağlı kağıt serili tepsiye ceviz biüyüklüğünde toplar yuvarlanıp dizilir.Üzerine yumurta sarısı sürülüp çörek otu serpilir. Önceden ısıtılmış fırında 180 derecede pişirilir.

geleceğimiz kararmadan...

kardeşim bugün geleceğin bir eczacısı olarak arkadaşları ile ankaraya mitinge gidiyor, ben de onlara yaptığım lezzet pınarından dereotlu lorlu kurabiyelerimle destek vermeyi uygun gördüm:)

uyku tutmadı

gecenin ilerleyen saatleri... ve beni bi türlü uyku tutmuyor... yağmur seslerine funda arar eşlik ediyor bir yandan...

şemsiye taşımayı sevmeyen zat-ı alim feci bir şekilde ıslandı kurstan eve gelene kadar, aman yine hasta olmayayım die sarıldım ıhlamurlara tarçın çaylarına ama onlar bile uyumama yardımcı olamadı

sizler de dinleyin istedim funda ararın bu şarkısını

İlgili aramalar: müzik - funda arar-neyse -  funda -  arar -  profesor

18 Aralık 2008 Perşembe

İstikbal Marşı

Bu zeki adama şapka çıkartılır ... Türkiye'yi Güldüren Adam' ünlü komedyen Cem Yılmaz'ın İstiklal Marşı'ndan esinlenerek yazdığı bir şiir, şu sıralarda elden ele dolaşıyor. Cem Yılmaz, bu şiirinde Türkiye'nin sorunlarını da ele alarak ülkemiz gerçekleri hakkında inanılmaz tespitler yapmış! İşte Cem Yılmaz'ın Türkiye'nin durumuna mizahi ve bir o kadar da entelektüel bakış açısıyla yazmış olduğu şiir:

İSTİKBAL MARŞI

Bakma, dönmez şafak vakti yurttan kaçan o alçak!
Dönmeyip Amerika'da, arlanmaksızın yaşayacak!.
O benim milletimin hırsızıdır, yurdu soyacak,
Hortumladıkları benimdir, milletimindir ancak!

Çalma, kurban olayım hepsini ey hırslı çakal!
Gariban halkıma da bir pul bırakacak kadar al!
Olmaz sana götürdüğün paralar sonra helal,
Hakkını vermezsen burdaki ortaklarının behemehal!

Ben ezelden beri aç yaşadım,aç yaşarım!
Hangi hükümet beni kurtaracakmış,şaşarım!
Kurumuş musluk gibiyim, ne akar ne taşarım!
Yırtsam da bir tarafımı, hiç görülmez başarım!

Mali krizler, yoluna örmüşse çelikten bir duvar,
Benim .ceğiz, .cağız diyen bir hükümetim var!
Bağırsın korkma, nasıl işimize burnunu sokar?
'Avrupa Birliği' denen tekdişi kalmış canavar!

Arkadaş, Meclis'e namusuyla çalışanları uğratma sakın!
İşe aldıracakların, olsun hep sana yakın!
Gelecektir, cezanı vereceği günler Hakkın,
Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın!

Yaktığın yerleri 'orman' diyerek geçme, tanı!
Çalışanı işten at, doldur kadroya yatanı!
Gözleri açık yatır seni kurtaran atanı,
Satılmadik o kaldı, durma satıver şu vatanı!

Sermaye mutlu olsun, olsa da çevre feda!
Semizlettin Apo'yu, mezarında dönsün Şüheda!
Uydurma kanunlarla Meclis'ten getirin seda!
On bin Yıllık tarihe, yurdum ederken veda!

Cümlenizin bu yurdu yok etmek mi emeli?
Yediginiz herzelere başka ne demeli!
Oyuverin altını iyice sallansın temeli,
Yurdumun ki, sonunda vatandaş kükremeli!

O zaman durur belki gözümden akan yaşım,
O zaman doğrulur belim, yukarı kalkar başım,
O zaman boşa gitmez yıllarsüren uğraşım!
HESABINI VERİP TE GİTTİĞİNİZ GÜN KARDAŞIM,

Dalgalanın dolar gibi sizde şimdi ey suçlular!
Olsun artık soyguncuya vurulacak bir yular,
Ebediyen, öyle yok hesapsız bir iktidar!
Hakkıdır 'garip yaşamış vatandaş'ın da gülmek,
Hakkıdır ezilmiş milletimin, aydınlık bir İstikbal!

Cem YILMAZ

16 Aralık 2008 Salı

Bush'a ayakkabı fırlatma oyunu

bugün gazetelerde okuyorum o ayakkabı nasıl da ünlü olmuş Bush'a fırlatılınca:) ve profesyonel ticari mantıkla düşünenler anında oyuna dönüştürmeyi başarmışlar tebrikler doorusu... aşağıda oyunları bulabilirsiniz.
oyun 1 için tıklayın
oyun 2 için tıklayın

Kahve Molasından...


YAZ(A)MAYAN KONUŞ(A)MAYAN GENÇLİK….

Kalemler girmiş cebe, kitaplar rafta…

Yaz(a)mayanlar, konuş(a)mayanlar aynı safta…

Çocuk yatağına bırakıldı. Eline sesli oyuncaklar verildi. Onun sesiyle kendini avutması istendi. Ne ninni, ne masal…Çocuk bunların hiçbirini bilmedi, dinlemedi…Hayal gücü daha o yaşlarda güdük kaldı. Teknoloji onun hayallerini çaldı…Herkes suçu birbirine attı. Kimse ağlayan çocuğu susturmadı. Konuşan çocuğu susturmak için herkes sıraya girdi. Çocuk zor ikna oldu….Sustu…Konuşmak nedir bilmedi…Gördü ki, o zaman daha çok sevildi..Soru da sormadı, cevap da vermedi…Bir köşeye sindi, insanların içine girmedi..Gülmedi…
Hükümsüzdür… Kurduğu hayaller uzun sürmedi…

Yıllar geçti, o çocuk büyüdü.. Hayat yolunda yalnız yürüdü. Hayallerini duman bürüdü. Düşünmeden hareket etti, önünde kim varsa onlara katıldı. Zira onlar da düşünmeden yürüyen bir sürüydü. Yazmak mı, o da neydi?..Konuşmak, zaten gereksizdi. Düşünmeye vakit bile yoktu. Çünkü düşünülmemesi gerekenler daha çoktu. Kendini anlatmaktan acizdi. İki kelime yan yana gelse, bu onun için mucizeydi. Ne kendini anlattı, ne anladı başkasını. Nerde hata yapıyorum diye de düşünmedi, şapkasını koymadı önüne.
Hükümsüzdür…Müebbet ceza kesildi hayallerine…

Duygularını, düşüncelerini anlatmak için aldı eline kalemi. İçinde birikmişti derdi, elemi..Birkaç kelimeden sonra kalem gitmedi ileri. Yazdıkları birbirinin tekrarıydı sanki. Kişi okumazsa düşünce olmaz ki…Dedi: Okumaya vakit mi var, kim çözecek bu kadar testi? Anladım ki, daha suya gitmeden kırılmış testi. Çocuk ağladı, çocuk gürledi, çocuk esti…
Hükümsüzdür…Kör bıçaklar hayallerini kesti…

Çok kitap aldı hem de çok…Yeter, dedi annesi raflarda yer yok. Okurum diye niyet etti her akşam. Böyle diye diye geçti zaman.. Kitaplar evin doldurdu içini. Çocuk okumadı, okuyamadı hiçbirini…Sınava hazırlanmak lazımdı çünkü, okumak sınavda yarar mı işe? Boğuldu sınav maratonunda ne ümit kaldı, ne neşe…Ne zaman kitap açsa, ilk sayfalarda sıkıldı. Topluluk önünde konuşmaya çıktı, bozardı, kızardı…Bir yazı kaleme alayım dedi, çakıldı yarı yolda …
Hükümsüzdür…Hayallerini kaybetti sınavlarda….

Ezberinde olmadı bir tane bile şiir..Duyguların nasır bağladı, düşüncelerin kir…Yazmayan, konuşmayan gencim! Bari şimdi konuş, bu gaflet nedir? Gördüm ki, kalemin kırılmış, dilin olmuş lâl…Ruh için yazmaktır, konuşmaktır istiklâl…Hiç mi yok sözün, kağıda dökecek? Ne olur söyle, bu suskunluk ne zaman bitecek? Anladım… Takatin yok konuşmaya…
Hükümsüzdür…Hayallerini götürün vurmaya…

Ömer Kemiksiz

Her yönüyle insan Atattürk


'Atatürk de et artı, kemik artı, kandı... İnsanüstü değildi Atatürk... Atatürk her şeyden evvel; herkes gibi kusurları olan; küçük, büyük ve çirkin de olabilirdi; ama güzel... Atatürk yorgunluk kahvesini bir su başında ve rakısını tuzlu leblebiyle yudumlamayı, serhat türkülerini, alaturkayı, mesela Safiye Ayla'yı, ve mesela yemeklerden fasulye pilakisini seven, 'Mir-i kelam' bir İstanbul efendisi (aşık ve şair, mahcup ve ürkek) ... Ama bir Adanalı kadar sıcakkanlı, Karadenizli değil, ama Karadeniz kadar canlı... Bir Aydınlı kadar oturaklı ve Zeybek velhasıl; bizim mayamızdan, bizim kumaşımızdandı... İnsanüstü değildi yani Atatürk; Tam İnsandı...'

tanıtım yazısından...
şiddetle tavsiye edilir, bir solukta okunan müthiş bir kitap;)

15 Aralık 2008 Pazartesi

tatil dönüşü

aile sıcaklığı ile geçen güsel bi bayram tatilinin ardından tekrar izmire dönmenin de ayrı bir hoşluğu var. 2008 yılının bitmesine 15 gün kala birbirinden farklı atraksiyonlarla geçen günlerim mevcut, bakalım daha neler getirecek zmn...
düzenli takipçilerimi bu aralar blogu ihmal ettiğim için kaybetmeye başladım sanki, bu durum cidden üzücü bi durum benim için duyrulur!!!
"baci" -öptüm demek oluomuş-:)
Her başarı ilk başta bir hayaldi. En büyük çınar bir dalda, en güzel kuş bir yumurtada saklıdır. Hayaller de gerçeklerin tohumu ve yumurtasıdır.
D.Carnegie
Karanlığa küfretmektense, bir küçük ışık yakın, daha iyi edersiniz.
Andre Gide
Kendi kendinin mutluluğuna engel olmak yolunda insan fevkalade beceriklidir.
Andre Gide

biras önce dinledim

Bitti sandığın her yol

yeni bir başlangıçtır

anlarsın ki gökyüzü

uçurumlarla başlar…

Sevdayı öksüz sanma

herkesin bir gönlü var

keşfetmek için aşkı

bunlar en güzel yaşlar…

10 Aralık 2008 Çarşamba

Blogum 2 yaşında


seninle geçirdiğim dolu dolu bu iki yılın simgesi olarak iki lale... vazgeçilmezim...
hadi artık senin de bi blogun olsun die beni dürten arkadaşım sayesinde başladığım bu yolda 2 yıldan beri bıkmadan, usanmadan dvm ediorum, bir blog sahibi olduğum için çok mutluyum. bence bu bir ayrıcalık, bu kendini ifade edebilmenin en güsel yollarından biri, herkese tavsiye edebileceğim zevkli bir uğraş...

5 Aralık 2008 Cuma

Buona Vacanza:)

Güzellik, birlik ve beraberlik dolu, her zaman bir öncekinden daha mutlu ve huzurlu bir bayram dilerim...
ayrıca herkese iyi tatiller;)

Güneşin olsun gönlünde / Abbia Tuo Sole Nel Cuore

4 Aralık 2008 Perşembe

yaklaşımlar...

"Karar vermeyi bekleyen başlangıçlar, acı veren bitişler, sürüklenip giden ilişkiler, acemice aşka duyulan korkudan kaçışlar, yalnızlıklar, heyecanlı bekleyişler, kavuşmalar... Farklı herkesin canını yakan şey, içini yakıp kavuran, uyutmayan, nefes alırken boğazına takılan, heyecandan çılgına çeviren apayrı nedenler. Ama aynı; çalan şarkılarda dalıp gidişimiz, kanayan yerlerimiz, güçsüz düşüşümüz, beklentilerimiz, hayal kuruşumuz, sevinçten çığlık atışımız, yıldızlara bakıp dilek tutuşumuz, isyan edişimiz, küçücük bir bebeğe gülüşümüz, gökyüzüne bakıp derin derin nefes alarak özgürlüğümüzü hissetmemiz, kapıyı çekip gidişimiz ya da gözlerimizi uzaklara dikip bekleyişimiz…"

okuduğum bi denemede hayatı bu şekilde tanımlamış yazar, oldukça hoşuma gitti... yine içinden kendime pay çıkardım sanırım;)

bu hastalık hali malesef devam etmekte, insan hasta olunca daha bi duygusallaşır ya, bana da olan bu sanırım. alınganlıklarım da mevcut arada;) ama düşünüyorum da biri için 1,5 saat uzakta bir yere gitmek, onu özlediğin için gitmek ayrı bi yaklaşım, olaya sadece olsada olur olmasa da dediğin bir etkinlik için gideceğini düşünmek bambaşka bir yaklaşım...