31 Mayıs 2007 Perşembe


KISIK SESLİ SEVDA


Yürüyorum, sesi kısılmış sevdaya.

Tükenmemiş umutlar omzumda,

Sevginin melodisi kulaklarımda.

"Aç o zaman yüreğini bu sevdaya" diyor

Hücrelerimde yankılanan ses.

Tut ellerimi, tut…

Umuduna ulaşırken dünyanın.

Bedenim salınım içinde,

Duvarda sessizce uyuyan

Benliğini görüyorum yüreğimde.

Bak…

Gökyüzündeki bütün bulutlar senin!

Sevdamı da al ve çık,

Avuçlarımda yankılanırken sevdanın sesi.

Hiçbir şey ve her şey arasında kalan,

Tüm umutları da sana veriyorum.

Üç yıl, beş yıl…Belki de on beş yıl!

Ömrümüzün yettiği kadar.

Karanlıkta, aydınlıkta,

Baharında ömrümüzün.

"Damarlarıma kadar yürü" diyor.

Kimselere aldırmadan,

Ardına hiç bakmadan yürü…

Yaklaşıyorum damarlarına

Bu sefer de beklentin olmasın diyor.

Seslerin uğultusuyla dolaşıyorum

Gecenin grileşen sokaklarında.

Sessiz, kimsesiz…

O kadar da çaresiz.

Yine yankılanıyor ses!

Çınar ağacının altındaki

Berrak nehrin gölgesi oluyor gözlerim.

Islak umutsuz…

Umut var ama umutsuzluğun bulanıklığıyla

Kendini berraklaştırmaya çalışan bir umut.

Ve her sesinde çaresizliğin,

O insanlara uzak,

Sonsuzluğun haykırışıyla

Nefes almaya çalışan sevdayı duyuyorum.

Buğulu ve titreyerek, eriterek kendini

Bembeyaz yağıyor yüreğime

Sevdanın parçacıkları.

Bedenim isyan ediyor bu haykırışlara,

Çöl ortasında susuz kalmış ruhum ise

Gel diyor…

Ne olursa olsun gel.


Gül UĞUR

30 Mayıs 2007 Çarşamba


neden kardeşim bana bilgisayar uzmanıymışım gibi davranıyor bilmiorum ama onun yüzme olimpiyatına ait mp4 ünü bizim bu bilgisayarda çalıştıramassam dırdırından kurtulamayacağımı biliorum.

şimdi de tam binbir gece başlıo ama bu işi bi an önce halletmem lasım...

bugün çok güsel bi gündü ve güsel bitmesi için şunu halletmen lasım gökçe, halletmen lasım! onun aynı anda kurmaya çalıştıı bi sürü programı tek tek silip adam gibi bi tane yükleyip, sonra binbir geceyi islemen lasım.

28 Mayıs 2007 Pazartesi


bu güsel yaz mevsiminde bu pazarım da çok güsel geçti. evde oturup ders çalışmak ya da nette dolaşmak yerine inciraltını tercih ettim. orası bana çok ii gelio zaten eskiden beri... deniz kenarında upuzun sahil boyunca yürümek, sonra turkuaza gidip kocaman minderli bölümlerde yer bulup yemek yemek ve tesadüfen o anda orda olan amatör bi gitaristin hoş müziklerini dinlemek, sonra da biras da özdilekte turlamak... hepsi çok keyif vericiydi!!!

aa bir de ne olduunu tam olarak anlayamadığımıs bir yeni yapılan bir iskele gördük ve acaba vapur iskelesi mi ya da tekne gezintileri organize etmek için yapılan bi yer mi die geçirdim aklımdan, umarım ikisinden biridir.

27 Mayıs 2007 Pazar

üffffffffff.... canım sıkılıoooo...
o kadar da hazırlanmıştım akşam leman sam konserine gideceğis die. zamansız yağan şu yağmura çok sinir oldum yaaaa. erkenden süslenip püslenip hazırlanıp oturmuştum ama yağan bu yağmurla tüm planlarımıs suya düştü :(
canım ders çalışmak da istemio aslında hiçbişey yapmak istemio. elime bi kitap aldım okurum die konsantre olamadım bıraktım, sonra bi şiir kitabı aldım belki kafam dağılır die o da bi işe yaramadı ondan da vazgeçtim.
bi de evimisin yanındaki elektrik direğinden çıkan kıvılcımları arıza olarak bildirdim, napiim çok ürkütücü duruo yangın çıkacak die korktuk. bi de baktık ki yağmurlu havalarda olabilirmiş bööle şeyler, alla alla dedim ona da sinirlendim.
yok yok yaramadı bana bööle bol elektrikli bol nemli yapış yapış bir hava...

"Just Feel Better" Santana



I'm gonna try anything to just feel better
Tell me what to do
You know I can't see through the haze around me
And I do anything to just feel better

And I can't find my way
God I need a change
And I do anything to just feel better
Any little thing that just feel better

26 Mayıs 2007 Cumartesi

benim bütün rüyalarım seninle...


Benim bütün rüyalarım seninle

Her sabah uyanırsın benimle

Sen beni hatırlarsın şarkılar yazardı dersin

Seneler sonra yine

Benim bütün rüyalarım seninle

Her sabah uyanırsın benimle

Sen beni hatırlarsın şarkılar yazardı dersin

Aklında öyle kalsın

Sevenin yolu açık olsun sevgilim

Biz aşkı aşktan daha çok sevdik sevgilim

Ben ne sahiller dolaştım

Denizler fırtınalarda

Ve bir sahile ulaştım

Kimse yok benden başka

Benim bütün dualarım seninle

Ah unutmak ne yalan kelime

Sen beni hatırlarsın şarkılar yazardı dersin

bir gitar sesi duyarsın

Aklında diye kalsın


Yaşar söylüyor...

çalışmayı seven insanları seviyooooruummm....


ama sürekli tembellik peşinde, yan gelip yatan her fırsatta kolaya kaçmayı seçen insanlardan hoşlanmıyoruuum. hatta çok itici geliyor, uzaklaşıyorum acilen...


24 Mayıs 2007 Perşembe

etrafımısdaki ruhsuz bedenler ürkütüyor gün geçtikçe insanı, şık bi şekilde ambalajlanmış fakat içi boş o kadar çok insan var ki... yazıyı okurken bunlar geçti aklımdan... peki ya sizin?

İŞGAL

Güneş batmak üzere. Gökyüzünde sarının, kızılın, turuncunun ve mavinin uyumuna takıldı gözlerim. Her bitiş; bugünün bitişi kadar renkli, bu kadar göz alıcı olsaydı keşke.

Günle güneş ayrılıyor, ay doğuyor karanlıklara. Bedenlerle ruhlar ayrılıyor; biri toprağa, diğeri kayıplara karışıyor. Ay geceye veda ettiğinde güneş günle tekrar buluşuyor. Bu ahenk böyle devam edegeliyor da bedenlerle ruhların uyumu bir türlü yakalanamıyor sanki. Her bitiş yeni bir doğuşun müjdecisiyse etraf neden bedensiz ruhlarla, ruhsuz bedenlerle dolu... "Bakımlı bedenler" sıkıyönetimi altındaki "Kayıp ruhlar" ülkesindeyim sanki....

Bakımlı bedenlerin demokrasisi var burada... Sıkıyönetim altında olanlar; "ruhlar". Kaybolmuşlukları ondan mıdır bilemem ama nabza göre şerbet vermeye alışmış gibiler. Kelimeler suya yazılıyor. Anlam yüklenmeye çalışılan, o ruha ait olmayan ve ikincisinde kendisini ele veren yalan bakışlar. "Bakımlı bedenler" idaresinin arsız ve bitmek bilmeyen arzularının kölesi; dokunuşlar...

Kül Kedisi masalları yok denecek kadar az bu diyarda. Kaybolmamış ruhların birbirini bulması ile son bulan hikayeler, "ilk on" listesinde yer almıyor artık... Sarının, kırmızının, turuncunun, mavinin ruhlardaki uyumuyla belirlenmiyor ki liste... Bakımlı bedenlerin, asi ruhları "boyalı kelimelerle, imitasyon bakışlarla, saplantılı dokunuşlarla" ele geçirmesinin öyküsü var çokça. Bakımlı bedenlerin yarışı bu. Kaç asi ruhu ele geçirirlerse o kadar çabuk yükseliyorlar listede. Kıran kırana bir mücadele. Ele geçirilen her ruh, bedeninden ayrılıyor, "bakımlı bedenlerin" "kayıp ruhlarına" güç katıyorlar. Renkler de değişmiş; "Bakımlı Bedenler" ithal kırmızılar, sarılar, maviler kullandıkça "kayıp ruhlar" enflasyonu artıyor.

Aslında kan gövdeyi götürüyor. Düpedüz "işgal" bu... Ne gecenin güne dönmesine benziyor, ne güneşin yerini aya bırakmasına.

Banu Aksoylu


yaşarın bi şarkısını ararken sezen ve yaşar gaganın eski bir düeti ile karşılaştım çok hoooşşş...

23 Mayıs 2007 Çarşamba


bazen "dur gitme" deyip sahip çıkmak gerekir hayata, aşka... dimdik durarak karşısında... birden bu yazıyı okuyunca bunlar geçti aklımdan. peki kaçımız bunu yapabildik, ya da yapabiliyoruz? hayatımız da bööle kaç tane pişmanlığımız var?

Lütfen gitme...


Ne zor gelir insana gitme ama ne olur gitme demek. Dilimin ucuna kadar gelir. Hemen söyleyebilirim aslında. "Gitme !!!" O kadar kolay mı acaba ? Gururum var ya serde. Söylersem kırılır toz buz olur. Bunun için sevdiğim gitsin daha iyi. Bunları bilirim de söylemeye gelince söylenemez işte her ne dense. O kadar kolay ki aslında : "Gitme !"

Gitme lütfen kal. Kal daha bir çok anı var paylaşılacak. Yürüyeceğim seninle. Yemek yiyip dedikodu yapacağım. İşime sıkılırsa canım, sana anlatacağım. Bağıra çağıra kavga edeceğim. Sen yapma dedikçe yapacak, sen gel dedikçe kaçağım. Deli dolu seveceğim seni. Seni sevdikçe sevgim büyüyecek, büyüdükçe sana özlemim artacak. Küseceğim daha sana. Kalbimi kıracaksın, ben de seni. Seni affedeceğim sonra. Sonra... Sonra yapacak çok şey var.

Dur bakalım daha yaz gelecek. Havalar ısınacak. Okullar kapanacak. Daha denize gideceğim seninle. Rüzgar saçlarımızda dolaşırken ben sana sarılacağım. Seni sen olduğun için sevecek denizden bile kıskanacağım. Gitme !

Sonra sonbahar gelecek usul usul. Sonbaharı seyredeceğim seninle. Sarı, kırmızı kuru yaprakların üzerinde yürüyeceğim. Dalların arasından sızan sonbahar güneşini seyredeceğim. Fotograflarını çekecek, bastırmadan yine saklayacağım onları. Yağmura yakalanacağız ansızın. Islanacağız. Çamur olacak üstümüz başımız. Bana kızacaksın. Bana kızmanı seyredeceğim. Dur gitme !

Kış var daha kış. İlk soğukları seninle hissedeceğim. Mevsim değişirken sevgimin de değiştiğini görmek beni deliye çevirecek. Büyüdüğünü farketmek deli edecek beni. "Sev sev nereye kadar diyeceğim" yine. İlk soğuk yağmurlarda seninle yürüyeceğim. Islanacağız, üşüyeceğiz. Sıcak bir kahve içilecek yer ararken üşüyeceğiz daha seninle. Sonra kar yağacak. Yağan karı seyredeğim seninle. Dağlara gitmek gelecek içimden. Karlarda, buzda seninle düşüp kalkacağım daha. Üşüyünce sana sarılacağım. Dur gitme !

Gitme bak daha bahar gelecek ansızın. Çiçekler açacak. Kıştan sonra öyle güzel gelecek ki bahar. Taze taze kokacak heryer. Güneşin sımsıcak ilk ışıkları ile ben de bahar olacağım Erguvanları seyredeceğiz daha seninle. Boğazda oturup çay içmeceğiz. Dur ne olur, ne olur gitme !

Gidersen kolay mı olacak sanki. Sabah uyandığımda rüya sanacağım. Ansızın içim acıyacak. Uyanmak istemeyeceğim. Uykuya dalmak istesem de acı uyandıracak. Heryer de sen olacaksın işte, gereksiz yere. Sağda, solda sesin kokun nefesin. Ansızın aklıma gelecek gözlerin. Aramak isteyeceğim. Arayamayacağım.Dur ne olur gitme !

Müge Ünal

20 Mayıs 2007 Pazar


bu sabah miskinliğim üzerimdeydi. bi yandan yağmurun sesini dinleyerek uyumak, gewç satte kahvaltı yapmak çoook güseldi çoook. ama öğleden sonrası baya yoğun geçti. öğleden sonra da büyük bi zevkle yemek yaptım baya uzun sürdü ama sonuç oldukça mutluluk vericiydi. içine sevgimi de kattığımdan olsa gerek (annemden öğrendim onu da biçok şeyi olduu gibi) tadanlar çok lezzetli olduunu söylediler ben de sevindirik oldum. bi ara sizlere de vereyim krep mantının tarifini ;)


yarın akşam "aşk masalı" var kanal d de. mutlaka izleyin güsel bi film. daha önce izlemiştim sinemada hoşuma gitmişti, benim gibi romantik komedi sevenler için tavsiye ediyorum.


aşk masalı demişken aklıma bi soru geldi acaba aşk sadece masallarda mı var ya da aşk masal gibi mi yaşanıyor? ne dersiniz ;)


bu konu üzerine bi ara yazayım diorum şööle uzun uzun, sizlerin de yorumlarınızı bekliorum...
üstteki fotoğrafın yazı ile ne alakası var die düşünebilirsiniz, nette dolaşırken rastladım huzur veren insanın uyudukça uyuyası gelecek bi yatak odası olduunu düşündüm, koymak istedim...

Atatürk'ü anma genlilik ve spor bayramımız kutlu olsun. Bize ay ve venüs de eşlik edecek ve gökyüzünde Türk bayrağını andıran bi görüntü oluşacakmış akşam saatlerinde...

19 Mayıs 2007 Cumartesi



denizle iç içe olan herşeye oldum olası sıcak bakmışımdır. bu aralar balık tutma merakım iice arttı aslında uzun zmndır istediim bişey bu ama malesef bana bunu öğretebilecek ii bilen bi arkadaşım yok. yavaş yavaş kendim öğrenmeyi denesem boş zmnlarımı değerlendirebileceğim yeni bir hobim olmuş olur. gerçi bazı şeylerden de çok çabuk sıkılma ya da niyetlenip bi türlü başlayamamaözelliğim var bakalım umarım bu sefer ööle olmas.

bu konuyla ilgili nette yazılar okudum bceri, tutku ve istek isteyen bir iş olduuna karar verdim. hatta en ii on noktayı anlatan bi yazı ile karşılaştım. tek tek anlatıyor balıkçılar için...


Amatör balıkçılık, hobi olmaktan çok bir yaşam biçimi. Kıyıdan oltayla balık avlamanın tadını bir kez alan bir daha zor bırakıyor. İşte bu yüzden yağmur veya soğuk dinlemeden denize olta sallayan insanlar görüyoruz sahil kentlerinde. İstanbul'daki Galata Köprüsü'nün üzeri, amatör balıkçılığın nasıl bir şey olduğunu en iyi anlatan yerdir.Sabahın ilk ışıklarından akşamın geç saatlerine kadar onlarca amatör balıkçı olur üzerinde. Yaz-kış, sıcak-soğuk, yağmur çamur dinlemezler. Biz de bu hafta konularında uzman jüri üyelerimize, kıyıdan oltayla balık avlamak isteyenlerin, bu işe yeni başlayacakların gidebilecekleri en iyi yerleri sorduk. Tatllı suda ve kıyıdan açıkta tekneden avlanmayı seçim dışı bıraktık. Bunun için ileride belki ayrıca bir seçim yaparız. Bu hafta sadece ilk 10'a girenleri değil, jürinin adını andığı tüm yerlerin listesini de veriyoruz.

EN İYİ 10

1. Galata Köprüsü - İSTANBUL 2. Sarayburnu - İSTANBUL3. Karaburun Kanlıkaya - İZMİR4. Faroz Mahallesi - TRABZON5. Mordoğan İskelesi - İZMİR6. Gümrük İskelesi - ÇANAKKALE 7. Foça Küçükdeniz - İZMİR 8. Karataş sahili - ADANA 9. Bebek Akıntıburnu - İSTANBUL 10. Kuleli Askeri Lisesi önü - İSTANBUL
detayları için tıklayın
bu aralar kendimi outlook a vermiş durumdayım iş yerinde. işler durgun olunca malum internet de olmayınca bari vakit bulamadığım mailleşemediğim arkadaşlarımla hbrleşiorum ii oluor bi bakıma.
yeni insanlar, yeni hayatlar tanıyorum bu iş yerimde ve güsel arkadaşlıklar kuruyorum, mutluyum. bugün hatta iş arkadaşlarımla yemeğe çıktık çok keyifliydi, baya güldük eğlendik.
yağmur yağıyor die seviniorum ama haftasonu planlarım bozuldu die de üzülüorum ne güsel denize gidecektik bis ya:(
neyse bis yine bi gezme planı ayarlarıs nasılsa, koskoca iki günüm var :)))

17 Mayıs 2007 Perşembe


Bir varmış bir yokmuş…

Bir varmış bir yokmuş deyip bir masal dünyasına dalar gibi dalınır hayatın bazı parçaları arasına. Bir de bakmışsın ilerlemiş, yol almışsındır derinliklerine doğru. Bilinmez nedendir, niye yol alınır bu hızla. Bir anda durup geri bakarsın, nerden başlandığı hatırlanır da neden yol alındığı anlanamaz mantıklıca. Ama gider, delicesine kontrolsüzce, anlamlıdır anlamlı olmasına da anlamsızca gider ileri, hep ileri..

Gün gelir girersin arayışlar içerisine. Baktığın yerden bir ışık beklersin yolunu aydınlatacak..Tam gördüm, işte bu derken yine hüzün misafir eder beni. Yine devam, kırgın olunan hayata…Bazen düşünürsün hayata küsmek de ne demek? Yaşamın gayesi nedir? Nedendir bu mücadele?Hafiften bir esinti misali sevgiden bahseden, arkasından da hüzün diyen ruhu şenlendirdiği söylenen notlar topluluğu. Dalınır derinlere aradığın şeylerin arasına. Şey işte, şey! İfade edilemez de beyin hücreleri arasında ne olduğu belli olan dolaşan şey…
Düşünceler hızla dolaşırken bazı duraklarda yavaşlar, bazılarında durur. Durduğu yer neresi diye sor bakalım kendine…Yalnızlık perdesi işte.Aralanamıyor ki…Araladım dediğinde aralanmış olmuyor.Geçmiş bir silindir misali bütün yük üzerinden. Belki hatalar, yanlış adımlar var bunlara etken. Ama bitsin olmaz mı? Gülmek isterim artık, gülümsemek, sahici olanından hem de…Bazen düşünürümde kendimle çelişirim, sahte bir yaşantı arasında yaşadıklarımdan ötürü.

Halil Demir

14 Mayıs 2007 Pazartesi


Tüm İzmir bugün gelincik tarlası gibi kırmızı beyaza boyandı. yer gök deniz her yer kıpkırmızıydı. tüm körfezi kırmızıya boyayan kalabalığın içinde ben de yer almaktan gurur duydum, cumhuriyetime sahip çıkan bir genç olarak...

Onuncu yıl marşımızı söylerken hep bir ağızdan, o müthiş coşkuyu kelimelerle anlatmak imkansızdı cidden...

çok hoşuma giden sloganlardan bazılarını yazmak istedim...

"Gavur İzmir burada. Tayyip nerede?"

"Biz Gavur İzmirliyiz. Ege'nin efesi, laikliğin kalesiyiz"

"Tayyip baksana, kaç kişiyiz saysana"

"Türkiye laiktir laik kalacak"

"Ampülü söndürmeden tatile çıkmayacağım"

"Solda birleş iktidara yerleş"

‘Ana'mı alıp gidebileceğim bir ülke yok. Senin var mı?’


anneler gününüs kutlu olsun...

13 Mayıs 2007 Pazar

İZMİR'deki MİTİNG de MUHTEŞEM OLMALI!!!


bu sabah kötü bir haberle başladım güne:( bornovada pazar yerinde patlatılan bombanın haberiyle... yarınki yürüyüşü engelleyeceklerini sanan insanların işi bu, nefretle kınıyorum kendilerini!!!

bütün uğraşlarına rağmen tüm İzmir orada olacak ve "tayyip baksana kaç kişiyiz saysana" die bağıracak!!! ben de onların içinde olacağım, geleceğimize sahip çıkmalıyız herkesi bekliyoruz...


"Sicaktir" deyip üsenen,
Serin evinde oturan;
"Televizyon nasilsa verir" diyen
"Ben gidemedim ama bayrak astim" diyen;
"Hava çok sicak" deyip yazligina
Ya da Çesmeye mesmeye giden;
"Tek basimayim nasil gideyim" diyen;
"Küçük çocugum var" deyip kiviran;
"Aman kalabalikta tehlikeli bir seyler olur" diyen;
"Çok yogun çalisiyorum,
Bir pazarim var uyuyacagim" diyen
Bilsin ki aynaya baktiginda gördügü
IZMIRLI DEGILDIR

10 Mayıs 2007 Perşembe



eve erken geliorum ve yorulmuorum ya artık tv bile izliorum candan erçetin nin trt deki programına bayıldım hep benim sevdiim sanatçıları getirio, zaten kendisini de beğenirim çok. bu dayoutube araştırmalarımdan... umarım bu akşamki programın şarklılarından da bi an önce eklerler aşkınla birlikte,bi de annem şarkısı güseldi...
Tekrarlar bozar mı aşkın büyüsünü? Sevda sözleri dökülünce dudaktan, yazıldığı zaman satırlara, kaybeder mi değerini? Sana bunca büyük bir sevda büyütmüşken; çığlık çığlığa haykırmak isterken, şehrin caddelerini "SENİ SEVİYORUM" cümlesiyle inletmek isterken susmalı mıyım?

Bıkar mı insanlar gerçekten sevgiden? Ben hiç o bıkkınlığı yaşamadım, yaşamadım... Kimse beni zamanında sevmeyi başaramadı. Hep yanlış zamanlarda, geç kalınmış bir telaşla sevdiler beni. Kaybettiğinde değeri anlaşılan bir varlık oldum hep değer verdiklerim için... Kırıldıktan sonra toplamaya çalıştılar hep beni. Kırıldıktan sonra da sevilmek artık onarmıyor kalbi...

Sen ne olur bıktıracağını düşündüğün noktaya kadar zamanında sev beni... Korkma! Öyle açım ki sevdaya; bıkmam ben... Ama sen önceden doymuşsan, sevilmişsen gereken zamanlarda, kırılmamış bir aşkla, haddinden fazla ve beni boğar bunca cümle, söz, bunca değer dersen de söyle bunu bana...O zaman kendi içime haykırır yüreğim sevdasını. Bu isteğinde haklılık payın yüksektir elbette...

Çünkü kadınlar sevgisini hep zamanında, bazen haddinden fazla gösterirler. Erkekler şımarır, erken doyar sevdaya... Oysa kadınlar için iş daha zordur. Erkekler cimridir sevgilerini göstermekte, sözcüklere dökmekte... Yani kadınlar biraz daha doyumsuzdur bu yüzden sevdaya, aşka, güzel cümlelerin, hülyalı bakışların efsununa...

Sen bıktıracağını düşündüğün noktaya kadar sev beni... Ben öyle açım ki bakışlarındaki aşka, dudaklarındaki cümlelere ve yüreğindekilere... Mahrum bırakma beni... Biliyorum seviyorsun beni... Ama söylenmedikçe sözler, ifadeye dönüşmedikçe tavır kimse birşey anlamaz bu işten... O yüzden dök bana yüreğindeki taşları, sevdaya dönüşen efsun dolu haykırışları...

"Solmaz Akça" yazmış kahve molasında okudum bayıldım...

8 Mayıs 2007 Salı

çooook şekerler ya... aşk işte ;)

6 Mayıs 2007 Pazar



bi sitede okudum çok hoşuma gitti komik bi yazı, herkesin sevgi dolu sıcak öpücükler almaları dileğiyle...


Ekonomistler der ki: ÖPÜCÜK, talebin her zaman icin arzdan fazla oldugu bir alisveristir...

Muhasebeciler der ki: ÖPÜCÜK, geri dönüsüm sagladigi icin kar orani yüksek bir tür kredidir..

Matematikciler der ki: ÖPÜCÜK, sonsuzluktur cünkü burada 2 nin boleni yoktur.

Geometriciler der ki: ÖPÜCÜK, iki dudak arasindaki en kisa mesafedir

Fizikciler der ki: ÖPÜCÜK, kalbin yogunlasmasi sonucu iki dudagin birbirine yapismasidir.

Kimyacilar der ki: ÖPÜCÜK, iki kalbin birlesmesi sonucu ortaya cikan reaksiyondur.

Anatomi profesorleri der ki: ÖPÜCÜK, ask ve heyecan tasiyan bakterilerin tükürük yoluyla agizdan agiza gecmesidir.

Fizyoloji profesorleri der ki: ÖPÜCÜK, insan vücüdundan 2 adalenin heyecanla birbirine degerek kasilmalaridir.

Disciler der ki: ÖPÜCÜK, hem bulasici hem de antiseptiktir.

Istatistikciler der ki: ÖPÜCÜK, 90-60-90 ölcülerindeki artma ya da azalmaya bagli olarak degisiklik gösterebilen bir olgudur

Filozoflar der ki: ÖPÜCÜK, cocuklar icin oyun, gencler icin zevk, yaslilar icin güvendir

Dilbilgisi ogretmenleri der ki: ÖPÜCÜK, tekil gibi görünen ama cogul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan, ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir...

Mimarlar der ki: ÖPÜCÜK, iki dinamik nesnenin arasinda saglam bir köprü olusturan degerdir.

Ve Bilgisayar Bilimcileri der ki: ÖPÜCÜK, bazen iki sistemin iletisimini hizlandiran önemli bir sistem dosyasi, bazen de bütün sisteminizi altust eden bir virüstür...

ESKİDEN DE OYUN OYNARDIK


Güneş hep gülümseyerek doğardı o yıllarda,
Hayat sadece mutluluktu, sadece sevinç,
Koşulların önemi yoktu, neyin ne olduğunun,
Kafanı kaldırıp seyrettiğin yıllardı...
Oynamak çok zordu, zaten gerek de yoktu.
Daha batmamıştı dikenleri bir şeylerin
Belki de dikenlerin arasında gözlerin yoktu,
sinirlerin yoktu, sadece düşlerin vardı.
Senin dünyan burası değildi kesinlikle,
çok uzaklardaydı, dokunamasan dahissediyordun, yaşıyordun...
Daha akşam olmamıştı o yıllarda,
Karanlığı görmüyordu gözlerin, algılamıyordu.
Niye diye sormuyordun, mücadelen oyunlarındısadece güneş olduğu zamanki oyunların...
Herşeye, herkese güveniyordun nedense.
Hiç bitmezdi oyuncak kutularındaki umutların,
Bilmiyordun ileride kullanacağını ama koruyordun onları, saklıyordun...
Hiç pişman olmazdın, kusursuzdun kendi yaşıtların gibi...
Bildiklerin gördüklerin değildi,
Hiç kimsenin ulaşamayacağı, tahmin edemeyeceği bir yerde saklıyordun ufkunu ve yaşadıklarını...
Biteceğini bilmezcesine yaşıyordun yıllarını.
Bilmiyordun iki adım sonra her şeyinsenin oyunlarından farklı oyunlar olabileceğini.
Bilemezdin, bilmemen lazımdı zaten...
Ağır ağır yaklaşıyordun yabancı oyunlara,
Bir an bir kapıyı açacaktın
ve yeni oyunları oynamaya başlayacaktın
senin sandığın dünyada....


Hasan Şahin

4 Mayıs 2007 Cuma

güseellll izmir!!!harbiden de güselsin be...

dün yeni işime başladım... tatil gibi geldi bu tempo bana, eskiden çalıştığımın üçte biri kadar anca çalışıyorum, çalışma ortamı, iş arkadaşları herşey sıcak, sevimli... kısacası hoş bi ortam var, tekstil sektörü tam bana göreymiş, Almanları ve sistemlerini de sevdim...


biras önce vivident cube reklamını isledim ilk defa, çok güsel ya adamın elindeki laleler, reklam da ilginç olmuş. zaten oldum olası şu sakız reklamlarını enteresan yaparlar...


tvde de bişey yok bugün ne yapsam acaba, insanın bööle fasladan boş zmnı olması da bi tuhaf oluo ya;) erkenden eve gel fln alışık diilim ben bunlara, çalışmaya programlanmışım :)

1 Mayıs 2007 Salı

bugün kızlar ağasındaydım, boncukları öslemişim, orada oturup sohbet etmeyi, çay içmeyi öslemişim. ben nelerden mahrum kalmışım bu 1,5 yılda...
kordonda güsel bir yürüyüş, ardından üsküdar çaycısında bir mola ve dönüşe geçerken uğranan bir butik ve yazımın renginde aldığım bir cici gömlek, ve giymek için sabırsızlanan ben :) güselll bi gündü...

Türk milleti espirilidir...


düşündüm de bloguma lale fotosu koymayalı baya olmuş...