30 Nisan 2007 Pazartesi

Konuşturma çok doluyum


Çağlayan Meydanı'na kurulan platformun üzerinde organizasyonu gerçekleştiren 9 kadın yan yana coşkulu kalabalığı izliyor. Laikliğe ve cumhuriyete sahip çıkan her sloganın ardından çocuğunu koruyan bir annenin mutluluğu bu kadınların yüzlerine yansıyor...

Alanı dolduran yüz binler ise birbirlerini "sadık dost" duygularıyla karşılıyor. Kimi Erzurum Aşkale'den, kimi Ardahan'dan, kimi de Adana'dan gelmiş. Niğde'nin Ulukışla ilçesi Darboğaz Köyü'nden gelen 81 yaşındaki Halil Pınarbaşı da bu kişilerden biri. Pınarbaşı, "Hükümeti yıkmaya geldim" derken, mitinge Adana'dan katılan Mustafa Kemal Eskiyenentürk neden orada olduğunu, "Adım bu olduktan sonra elbette burada olacağım" yanıtıyla açıklıyor.

64 yaşındaki Kıymet teyze de saçlarını örten başörtüsünü göstererek, "Elhemdülillah Müslümanım ve şeriata karşıyım. Onun için de burdayım" diyor. Konuştukça anlıyoruz ki; mitinge katılıma ne mesafeler engel olmuş, ne de tevellüt... Ayakta zor duran 87 yaşındaki Melahat Uygur, "Devrimleriyle büyüdüğüm Atatürk için geldim. Sakın beni konuşturma, çok doluyum, ağlarım" diyebiliyor.

Biraz ötede el ele tutuşmuş, kalabalığa karışmaya çalışan iki teyze ise, "Güngören'den iki komşu el ele verip geldik. Artık yeter demek için" diyor.

Biraz ilerde dede - torun, yanlarında 14 aylık çocuklarıyla bir başka çift. Yaşlı bir karı kocanın "Tansiyon ilacını alsaydın keşke çıkarken" konuşmalarından anlıyoruz ki, dün Cumhuriyet için "çağlayan" insanları ne yaşları, ne de hastalıkları "Türkiye laiktir laik kalacak" diye bağırmaktan uzak tutmaya yetiyor.

Alevisi, Sünnisi, Türkü, Kürdü alt kimlik ve üst kimlik meselesini bırakıp Çağlayan'a gelirken, miting başlayana kadar bir "Ölürüm Türkiyem" türküsüne, bir "Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz" ezgisine hep bir ağızdan eşlik ediyor.

Mitinge katılan sanatçılar seçtikleri parçalarla mesaj vermeyi tercih etmiş. Edip Akbayram, "Eşkıya dünyaya hükümdar olmaz" diye başlayıp, son günlerde yaşananlara atıfta bulunurcasına "Aldırma gönül"le devam ediyor, "Güzel günler göreceğiz çocuklar" diyerek noktalıyor repertuvarını.

Sazının tellerine vuran Sadık Gürbüz ise "Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak" diye inletiyor meydanı. Kendisine eşlik eden halkı da, "1 milyonluk halk korosu Guinness Rekorlar kitabına gireceksiniz" diye coşturuyor.

Tolga Çandar, "Canlar merhaba" diye türküsünü söylerken semah yapanlar, "Gâvur İzmir" imalarına inat söylediği çökertme türküsü başlayınca efe oyunu oynamaya başlıyor.

Ayten Alpman beyaz takımının yakasına taktığı kırmızı gelincikle, ellerinde bayraklarla meydanı gelincik tarlasına çeviren on binlerle "Bir başkadır benim memleketim" diye sesleniyor.

AKP ve hükümete "Bizi hafife alma", muhalafete de "birleşin" mesajının verildiği mitingde belki de en anlamlı mesajı üzerine "silahsız kuvvetler" yazılı tişörtlerle katılanlar veriyor.

Ümran Avcı-Milliyet

Orada olamasakda tüm kalbimizle Çağlayan'daydık... Miliiyet gazetesinde okuduğum bu yazı sanki oradaki atmosferi yaşamışım gibi coşkulandırdı beni, bu nedenle tamamını aldım...

Can Dündar'ın bu konu hakkındaki yazısını okumak isteyenler için tıklayın

Don't Write Me Off

It’s never been easy for me

To find words to go along, with a melody

But this time there’s actually something, on my mind

So please forgive these few brief awkward lines

Since I’ve met you, my whole life has changed

It’s not just my furniture, you’ve rearranged

I was living in the past, but somehow you’ve brought me back

And I haven’t felt like this since before Frankie said relax

And while I know, based on my track record

I might not seem like the safest bet

All I’m asking you, is don’t write me off, just yet

For years I’ve been telling myself, the same old story

That I’m happy to live off my so called, former glories

But you’ve given me a reason, to take another chance

Now I need you, despite the fact, that you’ve killed all my plants

And though I know, I’ve already blown more chances

Than anyone should ever get

All I’m asking you, is don’t write me off, just yet

Don’t write me off just yet

bu da benim favori şarkım oldu, dinlerken çookk duygulandım...







dün benim için çok keyifli bi gündü... foçaya gittik... daha önceden gitmediimis farklı bi yer olsun istedik ve yaptığımıs araştırmalar sonucunda eskifoça'da karar kıldık. gezimizin sonrasında çok dooru bi seçim olduunu gördük. altını üstüne getirdik gezmediimis yeri kalmadı tüm gün boyunca. uzun uzun yürüdük, dolaştık, fotoğraf çektik, yemek yedik... hepsi çok eğlenceliydi. değişik mimariler, restore edilen evler, ya da eski mimariler örnek alınarak yapılmış yeni binalar, rengarenk çiçekler... hepsi süperdi. her gördüümüs güsel evin ve her gördüümüs hoş çiçek topluluğunun yanında fotoğraf çektik, çiçek topladık, gözümüze kestirdiğimis hoş konaklama yerlerinden kartlar aldık, denizi seyrettik... güneş ve rüzgar bi arada olunca hafif tatlı bi sarhoşluk yaptı, dönüşe geçtiimisde uyku halindeydik, ama herşey çok güseldi, gitmemiş olanlara, haftasonu hep aynı yerlerden sıkıldım diyenlere tavsiye edebileceğim bi gezi oldu...

gökyüzünün altındaki en güsel coğrafya olarak tanımlamış şair Foça'yı... bir zamanlar Süreyya Berfe'nin yaşadığı hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği, şiirler yazdığı yer Foça...


"Foklar söyledi ben yazdım" diye bir makaleya rastladım okumak isteyenler için tıklayın


I've been living with a shadow overhead
I've been sleeping with a cloud above my bed
I've been lonely for so long
Trapped in the past, I just can't seem to move on

I've been hiding all my hopes and dreams away
Just in case I ever need em again someday
I've been setting aside time
To clear a little space in the corners of my mind
All I want to do is find a way back into love
I can't make it through without a way back into love
Oh oh oh

I've been watching but the stars refuse to shine
I've been searching but I just don't see the signs
I know that it's out there
There's got to be something for my soul somewhere
I've been looking for someone to shed some light
Not just somebody just to get me throught the night
I could use some direction
And I'm open to your suggestions

All I want to do is find a way back into love
I can't make it through without a way back into love
And if I open my heart again
I guess I'm hoping you'll be there for me in the end
There are moments when I don't know if it's real
Or if anybody feels the way I feel
I need inspiration 
Not just another negotiation

All I want to do is find a way back into love
I can't make it through without a way back into love

And if I open my heart to you
I'm hoping you'll show me what to do
And if you help me to start again
You know that I'll be there for you in the end

29 Nisan 2007 Pazar

biras da gittiğim filmlerden ve oyunlardan behsedeyim...
geç de olsa hem"mavi gözlü dev"e hem dee "söz ve müzik" e gittim. ikisi de birbirinden güselmiş. ümit'in anlattığı kadar varmış, kıskanmıştım zaten o zmnlar vakit bulup gidemedim die neyseki izledim sonunda;)
Mavi gözlü dev'de, insanı alıp taa o zmnlara götüren bambaşka bi hava var, cidden çok hoşuma gitti. oldum olası Nazım'a bayılırım, şiirlerini severek okurum zaten... tüm duygusallığı ve derinliğiyle hüznü, aşkı, savunduun ideolojiye bağlılığı, kelimelerdeki ahengi hissedebildiğin bir film...
Söz ve müzik de ayrı bi güselldi. cidden sözler ve müzikler çok hoştu, benim de içimden yazılan mısraları tamamlamak geldi... hem komik hem duygusal tavsiye edebilceğim bir film...
bir dee yine çoktandır istediim ama gidemediim bi oyuna gittim "İstanbul efendisi"... zevk alarak izlediğim bir oyun, danslarla süslenmiş eski zmnları anlatan cinler periler büyücülere inanan insanlardan oluşan bir topluluk ve onları oyuna getiren fettan bir kadın:)



oooo ilk defa bu kadar uzun süre oldu bloguma yazı yazmayalı... ama napalım teknolojiden uzak bi hafta geçirmek istedim şööle bi güsel kafa dinledim, çok da ii geldi doorusu. ailemi çok öslemişim annemi, babamı... onlarla bolca vakit geçirme şansım oldu, hep beraber gezdik, eğlendik, sohbet ettik.

geçen haftasonu tire-değirmen'deydik. oraya bayılıyorum, yeşilliklerin rengarenk çiçeklerin içinde sakin, huzur veren bi havası var. yemekleri de süperrr, doğal karadut reçeli de çok güseldir... yolunuz düşerse mutlaka uğrayın derim...

ondan sonra ilerleyen günlerde annemle birlikte ev dekorasyonu olayına girdik, zaten haftalardır süren tadilatları yeni bitmişti bikaç ilave aksesuar seçtik, tamamlayıcı oldu baya...

sonra da yeni işim için gereken evrakları toplamaya başladım, amma zormuş ya oraya git buraya git pek alışmamışım, neyseki onları da hallettim teslim ettim. tabi bu arada yeni çalışacağım ofisi görme ve yeni iş arkadaşlarımla tanışma şansım oldu, hepsi çok cici insanlar keyifli bi çalışma ortamı olacak benim için... başlamayı iple çekiorum, tembellik bana göre değilmiş bunu anladım:)

bu arada tabi iki kutlama yaptık yeni işim için hem ailemle, hem de izmir'e dönünce dedemlerle...


21 Nisan 2007 Cumartesi


sevgi dolu buğulu heyecan dolu bakışlar ve kendimi yanında mutlu hissedeceğin bi insan düşündüm şimdi yanımda...

20 Nisan 2007 Cuma


birileri için özel olduğunu hissetmek çok güsel.
ne diyebilirim ki mutluyum :)
bana sunulan bir kalp var...

17 Nisan 2007 Salı

ne güsel de paketlemişler laleleri
şööle bi pazar sabahı hayal ettim eşinis ya da sevgilinis güsel bi kahvaltı hazırlamış ve böle bi tabağın içerisinde size sunmuş. bende rejim fln kalmasdı herhalde... ;)

çok asil ve huzur dolu duruyor bu lale çifti

tual-"binbirgece"-hala aşksın sen...

Kaybetmeden Acele Et
Neden mutlu olmak varken mutsuzluğu seçelim.Neden huzura kavuşmak varken huzursuzluğun peşinden koşalım.içindeki duyguları artık hayata geçirmenin zamanı geldi diye şöyle bir söylen kendi kendine...istediğini yaşa, hayata, kendine sinir koyma. Duygularını yasamak için zamanı bekleme, onları hapsetme yüreğine, içinden geldiği gibi yaşa...
Bazı şeyleri yapmak için bekleme,belki gecikebilirsin.
Mutlu olmak için mücadele et, mutsuzluğun hayatına girmesine izin verme. ondan her zaman uzak dur,sakın yaklaşma!
Eğer bir şeyler yapmak istiyorsanız, karsınızdaki insandan ya da yapmak istediğiniz şeyin sizi kötü karşılamasından korkuyorsanız size diyebileceğim tek şey korkma yaşa ve gör! yasamadan ve yaşatmadan hiçbir şeye karar verme. Dediğim gibi her şey için çok geç olabilir.
Ve fazla vakit geçirmeden her şeyi olduğu gibi kabullenmeye hazırsan bekleme hemen hayata geçir düşüncelerini.Hadi!... Ne bekliyorsunuz, belki sizin telefonunuzu bekleyen birileri vardır. Ya da yapmak istediğiniz şeylerin zamanı gelmiştir. Çabuk ol!...

sen dönmeden uyumam bu gece-yalın


uygun bir gökyüzü bulup parmalalıyım
yangın bir aşka atılıp kor olmalıyım
mutluluk yürekli olana yakışır
ben sevdiysem buna kim karışır
onlar buna dümdüz delilik diyorlar
deli kalp sesinin izinde bilmiyorlar
yorulmadan hangi tepe aşılır
ben sevdiysem buna kim karışır
isteyipte söyleyemediğim çok şey var
sen dönmeden uyumam bu gece
düşün bi benden başka gerçeğin mi var
sen dönmeden uyumam bu gece
sen dön ben uyumam bu gece
YALIN

16 Nisan 2007 Pazartesi


Bir insan en fazla ne kadar uykusuz kalabilir? En erken saat kaçta kalkabilir? En kısa kaç dakikada hazırlanabilir? Bir insan en fazla ne kadar dolmuş bekleyebilir? En fazla kaç dolmuş almadan geçer? Bir dolmuş en fazla kaç insan alabilir? Bir insan en fazla ne kadar üşüyebilir? En fazla kaç saat çalışabilir? Ne kadar cümle kurabilir? Ne kadar susabilir? Ne kadar düşünebilir? En fazla ne kadar gülebilir ve en fazla ne kadar üzülebilir? En fazla ne kadar mutlu olur? En fazla neyi ne kadar dileyebilir? Bir insan ne kadar büyüyebilir? Ne kadar sıkılabilir? Ne kadar bazı olaylara takılıp kalabilir? Ne kadar ve nereye kadar pozitif olabilir? Ne kadar bunlara kafa patlatabilir? Bi saat içinde en fazla kaç pot kırılabilir?

bu tip sorular varsa kafanızda ve sanki kendinizden bişeyler bulmuşçasına okuyarsanız bu satırları silin lütfen şu soruları ve daha fasla kurcalamayın, ne gerek var bu kadar kafanızı meşgul etmeye iyimser olun ve oturun (!)
bugün anneannemle yedigöllerdeydik (buca) oldukça keyifli bi gün geçirdim. bugüne ait fotolarımızı anca yrn koyabileceğim çünkü foto makinemin şarjı bitti:( yemyeşil bir doğa ve yapay da olsa akan suyun, göletlerin verdiği huzur bambaşkaydı. bence bi an önce oraya farklı tesiler yapmalılar bir cafe ve bir restaurant pek yeterli gelmedi bana. girşimci ruhum kabardı yine aniden ;)
aklıma gelmişken dün izlediğim bi tv programında gördüm aydın'ın koçarlı die bi ilçesi varmış ve burada müthiş bi ihracat yapılıyor oldukça parlak bi fikirle çam fıstığı ihracatı yapıyorlar. denemek lasım düşünenler varsa bir tiyo vermiş olayım... ;)


dünden beri içimi burkan bi olay var, izmirli miniklerimizin başına gelen kaza... nasıl böyle ihmalkarlıklar, dikkatsizlikler yapılıp onlarca küçük bedenin hayatı ile oynanır hala aklım almıyor ya:(
gidemesek de kalbimiz Ankara'daydı dün... Melih Aşık'ın şu yazısı çok hoştu
"Türkiye tarihinin en büyük mitingi gerçekleşti...
Sözün kısası: Çankaya'ya laik cumhuriyete ters düşen bir kişinin oturmasını istemiyor bu ülkenin insanları...
Bağımsızlık ruhu taşımayan, ülkenin onurunu koruyamayacak, bilime inanmayan, toplumu geleceğe taşıyamayacak bir ismin Çankaya'ya yakışmayacağını düşünüyorlar...
Eğer Çankaya ülkeyi karanlığa taşıyacak bir zihniyetin merkezi olursa.. Dün anlaşıldı ki insanlar Ankara'da yine toplanacak... Yine haykıracak...
Cumhuriyeti yanlış ellere teslim etmeyecekler... Dün bu kararlılığı haykırdılar..."
bir de bu hbrlerin içinde üniversite öğrencilerinin hazırladığı bir pankart ilgimi çekti;
"Ne postalın, Ne takunyanın Cumhurundur Çankaya" ellerinize sağlık...

13 Nisan 2007 Cuma


Nagishim bana bi çanta lale yollamış çok teşekkür ederim... ayrıca blogdaki bana özel bölüm için de ayrı öpücüklerimi yolluyorum, senden uzakta çalışmak bana da zor gelecek... gerçi msn açabilirsem bu yeni yerde sana yine bir tık kadar yakın olacağım:)

pembe tutkum başladı yine tabi bi de üzerine lale eklenince, gerçi bööle çizgili desenleri sevmem tabakta, ama pembe peçete de süper yani...

11 Nisan 2007 Çarşamba


hep yeni bir adımdır başlangıçlar;
yeni bir stildir, yeni bir bakış, yeni insanlar, yeni hayatlar tanımaktır...
kiminin gülüşüdür, kimin sır tutuşu, kiminin dokunuşudur, kiminin hayat melodisi, kiminin de kendisidir çeken yeni hayatlara tanık olunma iksiri...
Bİ YERDE OKUDUM ÇOK HOŞUMA GİTTİ


ÇOK ŞİRİN AYICIK

10 Nisan 2007 Salı

hepimiz kendimizin çalışanıyız...


Çalışma hayatı artık eskisi gibi değil. Artık hemen hiç kimse bir şirket için 25-30 sene çalışıp, altın bir saatle emekli olmuyor. Günümüz modern çalışma hayatında süregelen tek şey değişim: Ekonomik koşulların ve şirket yapısının, çalışanlar açısından da kariyer ve işe yönelik tavır ve davranışların değişimi.
Bu noktada inkar edemeyeceğiniz bir gerçeklik bulunuyor: Kendinize yoğunlaşmak ve kendi kariyerinize odaklanmak. Çünkü ileride aynı şirkette olmayabilirsiniz.
Bugünkü koşullarda ayakta kalmak ve başarmak için, kendi kariyerinizi geliştirmeniz gerekiyor. İşte yardımcı olacak birkaç strateji...
devamını okumak isteyenler için tıklayın
Kaynak: Monster Career Tools
bi anda hayatım nası bööle değişti anlamıyorum demekki sabrın sonu selamet die boşuna dememişler sabretmekten çatlamak üzereydim gerçi ;) herşey şu anda rayına girmek üzere düzenli bi hayata çok ihtiyacım vardı kendime zmn ayırabileceğim cumartesi günlerim olacak artık benim de. düzenli çalışma saatlerim, çok yönlü, bana insiyatif verebilecek Alman bi müdürüm ve ingilizcemi aktif olarak kullanabileceğim bi ortamım olacak. hatta Almanca kursuna gidebilecek ve geliştirebilecek vaktim de olacak... offf offf süpper ya:)))))

8 Nisan 2007 Pazar

keremcem-aşk bitti



bu gece video koyma ve bulma günümdeyim galiba. ama çoktandır da koymuyordum beni izleyen takipçilerimi müzik zevkinden de mahrum etmeyeyim dedim ;)

iç karartıcı resimler de koymuşlar onları pek tutmadım ama şarkı güsel..."dön bana"

üzdüler çok üzdüler beni... alışkanlıklardan vazgeçmek zordur belki bi anda ama çabalamak lasım, ben bunu biliyorum, bunu söylüyorum... inandırıcılığını yitiriyor birçok şey bööle olunca. niçin insanlar durduk yerde kendilerine zarar verir hala anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum:(


funda arar söylüyor çok hoş, ben bu şarkıyı nasıl önceden keşfedememişim... sanırım bi hayranı hazırlamış bu videoyu güsel olmuş beğendim ilk resimlerde çözünürlük pek ii değil ama sonrakiler oldukça hoş olmuş.

hayat seçimlerden ibarettir...

“Hayat Seçimlerden ibarettir.” Kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum ama izlediğim bir filmde karşılaşmıştım bu tabirle… Bir öğretmenin fakir bir muhitten gelen öğrencilerinin isyanlarını dindirmek için gösterdiği çabayı konu alan bir filmdi. Filmin ismini bile hatırlayamıyorum şuan… Tek hatırladığım öğretmenin bu sloganı ‘Hayat Seçimlerden İbarettir’

Hayat seçimlerden mi ibarettir gerçekten… Seçim yapmak alternatifler arasından bir tercihte bulunmak demektir. Bu açıdan bakıldığında aslında karşılaştığımız her olayda, kendimizi içinde bulduğumuz her koşulda önümüzde en az iki seçenek oluyor ve biz birini tercih ediyoruz. Bazen ‘başka seçeneğim yoktu’ gibi bir tabir kullandığımız zamanlarda oluyor belki. Kendimizi köşeye sıkışmış gibi hissettiğimiz seçtiğimizi tercihe zorlanmış gibi hissettiğimiz anlar… Kendi isteklerimiz, hedeflerimiz veya beklentilerimiz doğrultusunda hiçbir seçeneğimizin olmadığı koşullarla da karşılaşıyoruz ve belki de kötünün en iyisini tercih etmek durumda kalıyoruz… Sonuçta yinede bir seçim yapmış oluyoruz… Aslında hiçbirinin tercihimiz olmadığı seçimlerimizden sonra yeni bir seçim yapmak durumdayız. Ya seçimimizle barışık yaşamayı tercih edeceğiz onu kabulleneceğiz ya da onunla sürekli çatışma halinde olacak, onu zorla kabul ettiğimizi sürekli anımsayarak yaşayacak ve isyan edeceğiz.

Aslında seçimin perde arkası da çok önemli. Seçim aşmasına nasıl geldik? Sadece ‘an’a bakarak bir değerlendirme yapamayız. Bizim irademiz dışında bize sunulan seçenekler arasında bir tercih yapıyormuşuz gibi hissederiz genellikle. Aslında birazda kendimiz hazırlıyoruz seçeneklerimizi, her seçimimiz ileride oluşacak bir seçeneğin temelini oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz durumu sorgularken birazda önceki seçimlerimizin izlerini görmeye çalışmakta fayda var.

Her şey sadece bizim seçimlerimizin sonucu mu? Hayır… Bir arkadaşım ne üzerine olduğunu hatırlamıyorum ama bana ‘Hayat insanın insana takdiridir’ demişti. Onu şimdi daha iyi anlıyorum. Birileri bir şekilde biz istesek de istemesek de yaşamımıza giriyor ya da doğumumuzdan beri yaşamımızın bir parçası oluyor. Bizi irademiz dışında bir takım seçimlere itebiliyor ve biz de belki birilerini farkında olarak veya olmayarak seçimlere itiyoruz.

Hayatımda kendi elimle hazırlamış olduğumu düşündüğüm seçeneklerim de oldu, “neden ben, neden bu aşamaya geldim bunda benim ne gibi bir payım olabilir” diye düşündüğüm seçimlerimde oldu. Sonuçta her zaman önümde iki ayrı seçenek vardı ve ben birini seçtim. Seçimlerim yeni seçeneklerimi doğurdu. Yeni seçimlerim yeni seçeneklerimi doğuracak.

Seçeneklerimi zenginleştirebilmek için kendi lehime çevirebilmek için ne yapmalıyım? Bu soruyu sorarak yaşamak gerekiyor. Gözlerimizi etrafımıza çevirmemiz ve bizim için sunulan yeni fırsatları görmeye çalışmamız… Yaşamımıza giren insanların üzerimizdeki etkilerine bilinçli bir şekilde yön vermemiz… Her zaman kötü de olsa yapmış olduğumuz seçimlerle barışık yaşamamız, onların bize öğrettiklerini görmeye çalışmamız ve öğrendiklerimizle yeni seçimlere yelken açmamız…

bazı seçimlerin arifesindeyken bir blogda karşılaştığım bu yazı beni çok etkiledi, paylaşmak istedim...

kayahan-nasıl ayrılacağız biz seninle

bu aralar romantikturkte kayahan'ın şarkılarını severek dinliyorum...

kayahan-olsaydım

6 Nisan 2007 Cuma

heyecan dolu günler devam ediyor, sürekli bi koşuşturmaca halindeyim sakin bi pazar gününün hayali var aklımda. stresten, gerginlikten uzak kalmam lazım offff... dün mesela tüm kaslarım gerilmiş durumdaydı gerçi hala tam olarak kendime geldiim de söölenemez. bakalım bugün yeni bi Alman firması ile görüşmem olacak, şans, sabır, bekleme bu aralar dilimizde... güsel şeyler bizimle olur umarım herkes için bunu diliyorum...

Kendin olmak mı, farklı olmak mı?

“Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin” diyordu bir şarkıda. Hep düşünmüşümdür bu kendin olmak ne ola ki? Farklı olmak mı daha değerli, yoksa kendin olmak mı? Genelde bulunduğumuz ortamlarda, faklı olmaya çalışırız. Çünkü “fark edilmek” varlığımızın bir nişanesidir. Farklı olduğumuzda geleceğe taşınacağımız, bir bakıma ölümsüzlüğü yakalayacağımız konusunda da genel bir inanış vardır. Nasıl farklı olunur o halde? Sadece azınlıkta kalmak fark edilmek için yeterli midir? Çoğunluktan biri olmayıp azınlıkta kalmayı tercih etmek, sadece bulunduğumuz dönemde fark edilmemizi sağlayabilir belki; ama çağlar sonrasına taşımaz bizi.
Kendi zamanlarında söylediği sözler tarihin koridorlarında yankılananları düşünüyorum. Aristo mesela: Platonun tek öğrencisi değildi; ama diğerlerinden farklı oluşu onu bugünlere taşıdı. Taptuk Emre’nin onlarca belki de yüzlerce müridinden sadece Yunus’un ilahileri okunuyor bugün. Hindistan’ın kurtulması gerektiğini düşünen milyonlarca kişiden biriydi Gandhi; fakat çoğunluktan farklıydı. Aristo, Yunus Emre, Gandhi ve adını tarihe kazımış diğerleri… Şüphesiz ki çağdaşlarından farklıydılar. Bu kişiler farklı görünmek için mi uğraştılar, yoksa inandıkları doğruları yaşayıp “olduğun gibi görünmek”le mi yetindiler?
Her canlı kendine özgüdür. Aynı ortamda büyüyen, aynı tür canlılar bile birbirlerinden çok farklı özellikler sergiler. Mesela bir patates tarlasında; aynı toprakta, aynı güneşe ve suya maruz kalmalarına rağmen her biri diğerlerinden farklı patatesler yetişir. Yahut ikiz kardeşleri düşünün, aynı anne babadan olmalarına, aynı zamanda ve ortamda büyümelerine rağmen çok farklı özellikler sergileyip birbirlerinden tamamen ayrı kişilikler olabilmekteler. Farklılık hayatın temelinde zaten var. Her insan başlı başına bir âlemdir. Aslında yapılması gereken iç âlemini keşfe çıkmak, kendinin farkına varmak, kendini tanımaktır. Yeterliliklerini ve eksik yanlarını görmek ve kendin olmaya çalışmaktır. Kendin olduğun zaman gerçek anlamda farklı olursun. Her birimiz, şahsımıza has özelliklerle donatılmışız, bunları fark edip en verimli şekilde kullanabildiğimizde kendimiz olmaya başlarız.
Kendimizin ve başkalarının ayırt edici kişilik özelliklerini tanıdığımızda hayatımız daha da kolaylaşır. Hayat da tıpkı satranç gibi; taşların özelliklerini bilmeden, oyunu kazanmamız mümkün değil. Mesela, sınıfındaki öğrencilerin bireysel farklılıklarını fark eden bir öğretmen sınıfı daha kolay yönetir. Takım oyuncularının özelliklerini keşfeden antrenör daha etkili bir oyun kurabilir. İnsan ilişkilerinde de böyle. Etrafınızdakilerin farklı yanlarını keşfettiğinizde her birine yaklaşımınız da değişik olur ve iletişiminiz daha kaliteli hale gelir. Çoğu kere iyi niyetle başlayan bir diyalog, karşımızdakinin farklı olabileceğini unuttuğumuz yada bunu kabullenemediğimiz için çatışmaya dönüşmüyor mu? Kâinatta ne kadar farklılık varsa o kadar renk var demektir. Hayat tablosundaki renklerin armonisini görebilmektir mesele.
hicanka

ŞiMDiiii LaLe Zamanıııı....



bunu da aralarındaki kırmızı laleyi görmeyi başaran
ince bi arkadaşım göndermiş...



masaüstünde şimdi bu var sabah gelince içim açıldı...



kırmızıya bayılıyorummmmm... tonlara bakın süpperrr...



ebruli laleler tarlası...

5 Nisan 2007 Perşembe











Yaşam,


Yüksek anlamlılık yüklü ender tek anlardan,


Ve bu anların olsa olsa gölge görüntülerinin


Çevremizde gezindiği, sayısız aralardan oluşur.


Sevgi, bahar, her güzel ezgi, dağlar, ay, deniz-


Her şey ancak tek bir kez tam yürekten dile gelir:


Bir biçimde, söze tam olarak hiç gelebilirse.


Çünkü birçok insan bu anıları hiç yaşamaz;


Onlar, gerçek yaşam senfonisininAraları ve duruşlarıdır.


Nietzsche

Adam
Bir adam vardı düşlerimde.
Sonsuz bir anlam karmaşasıyla,
Mor, eflatun ve siyahın…
Damarlarımdaki hüzün tonları gibi
Yağmurlu bir günde gelip
Hücrelerime yerleşen bir adam.
Çözmek isteyip çözemediğim,
Bilinmeyenlerle dolu bir denklemdi bu adam.
O'na olan mesafem;
Yaşanmamış yıllarım,
Bitip tükenmek bilmeyen beynimdeki sorularımdı.
Ve…Okyanusun derinliklerinde masmavi bir labirentOlduğunu düşünürsem,
Sürekli dibe vuran karanlıklarımdı.
Renkti, izdi.
Aydınlık ama siyah,
İçimi işgal eden soyuttu.
Bir formülü olmalıydı bu reaksiyonun.
En azından molekül ağırlığı bilinmeliydi.
Ama yoktu.
Sorular hep aynı,
Adam, hep aynıydı.
Bir gün beynimin çetrefilli tarlasında,
Düşünce analizi yaparken
Bir ses duydum gökyüzünden.
Uyandırdım O'nu.Düş değildi.
Anladım ki,Gerçek de değildi.
Çizgim, bedenimde değişti.
Düşüncelerimi beynimle yüzleştirdim.
Ve gördüm ki,
Hücrelerime yerleşen bu adam,
Yine yağmurlu bir günde
Kırmızı ve siyahın tonlarıyla son bulmuş.
Kilitler açılmış,
Yüreğimde somutlaşmış
Evren.

Gül Uğur

4 Nisan 2007 Çarşamba

tam benlik bu laler şimdi fethiye'de olmak vardı...
hoş bi tablo, maillerden...

3 Nisan 2007 Salı

ecobella home-kadın olmak


Bekleyenler İçin


Bir ayak sesi duymayayım

Kapıya koşuyorum
Gelen sen misin diye
Bir siyah saç görmeyeyim
Yüreğim burkuluyor
Ağlamaklı oluyorum
Her şey bana seni hatırlatıyor
Gökyüzüne baksam
Gözlerinin binlercesine görürüm
Bir rüzgar değse yüzüme
Ellerini düşünmeden edemem
Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
Tadı senden gelir Yediğim yemişlerin İçtiğim içkilerin
Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
Bu emsalsiz hüzün
Seni beklediğim içindir
Resmine bakamaz oldum
Uykulardan korkuyorum artık
Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
Şu ayna karsısında güzelliğini seyretmeni
Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada
Ve şu saat geldiğin anda
Durabilir sevincinden
Zaman çıldırabilir
Çünkü benim dünyamda
Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.
Bir çocuk dogmayı bekler
Bir ağır hasta ölmeyi
Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
Yalnız bir kadın sevilmeyi
Ve düşün ki bir adam
İçinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
Seni bekler
Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi
Sen gelinceye kadar
Pencerem kapalı duracak
Rüzgar gelmesin diye
Artık perdeleri açmayacağım
Gün ışığı girmesin diye
Sonra kahrolacağım
Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
Ve günlerce gecelerce haykıracağım
Nerdesin diye, Nerdesin?
Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
Biliyorum Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
Yıllarca sonra Öldüğüm gün bile gelsen
Butun bu bekleyişimi ve olduğumu unutup
Çocuklar gibi sevineceğim
Kalkıp sarılacağım ellerine
Uzun uzun ağlıyacağım.

Ümit Yaşar Oğuzcan

2 Nisan 2007 Pazartesi

özlemek ve özlenmek güselll...



Özlemek Güzel Şey Özleyecek, hasretini çekecek bir şeyi olmak güzel şey... Özlemin sonunda kavuşmak vardır çünkü... Özlem çekmek güzel şey... Özlemini çekecek bişeyi olmak... Anneyi özlemek, babayı özlemek, sevgiliyi özlemek... Yaşadığın yerleri özlemek... En büyük üzüntüleri, acıyı bile özlemek... Bir çift güzel gözü özlemek, asla kavuşamayacağın, hatta bilmediğin birini özlemek.. Ulaşılmazı özlemek, erişilmezi, insanın kendi özünü özlemesi.. Özlemek o yakıcı, kavurcu duygu... Özlemek güzel şey... Özlemeye değer birini bulmuş olmak demek özlemek çünkü... Özlenesi yaşantısı ve anıları olmak demek... Dokunmayı özlemek, sarılmayı ve gülmeyi ve gözlerine bakmayı özlemek... Sohbet etmeyi en iyi arkadaşınla, gözlerinin içi gülerek... Bir gülüşü özlemek... Durgun ve sessiz akan bir su gibi gülüşü..Aklında biri olmak, aklında olmaya değer birini bulmak demek çünkü özlemek... Özlemek yaşamak demek, bırakmamak demek, yola devam etmek demek...Bir türlü doyamamak demek özlemek, yanındayken bile özlemek bazen, doyamayacağın kadar sevdiğin şeyler var demek çünkü...Derin uykulardan hasretle uyanmak demek özlemek uykularını kaçıracak kadar hasret çektirenlere sahipsin demektir çünkü...Çılgınca bir özlemle uyanmak sabahları... Özlemek "YAŞAMAK ve YAŞATMAK" demek...

ALARA YÜREKLİ

1 Nisan 2007 Pazar


açıköğretim maceralarım devam ediyor... sabah sabah yollara düştüm çamdibinde bi okulu nasıl bulacağım endişesi içindeyken yardımıma orada çalışan bir yardımsever genç bi öğretmen yetişti. Pembe gömlek mor kravat fln hoş bi tarzı vardı ;) sabahın köründe gözlerimi zor açarken onu nası farkettin die sorarsanız ben de anlamadım walla:) neyseki okula vardık ve beklemeye başladık her zmnki gibi erkenden gitmişim bekle bekle sınav saati gelmedi bahçede beklerken o rüzgar fena çarpmış zaten nezle olmuşum:( anneannemin benim için hazırladığı nefis kahvaltı birascık kendime getirdi beni ama kötü üşüttüm galiba. uykusuz ve hasta kız portresi çizdim iice ama dooru ne yapayım:( tamam tamam kendime geliyorum hemen toplanıyorum çünkü daha öğleden sonra da sınavım var o da bornovanın diğer bi ucunda BALda offf...

bu arada dün de yolda başka biriyle tanıştım otobüs beklerken. bizim ev civarında manzarası güzel bi arsa bulup ev yapmaya başlayan bi beydi , parke konusunda aydınlattım kendisini hafta içinde bizim showrooma gelecek bakalım... ben de pazarlamacı mı olsam acaba die düşünmeye başladım ayak üstü durakta bile müşteri bağlamaya başladım way be:) Ama büyük bi performans sergiledim doorusu, bütün yol boyunca soru sordu adam bana:(

bu görüşmekte olduğum şirkette işe başlarsam da ilk bayim şimdiden hazır Sakarya'dan, bayilik için çok hevesli görünüyor bana söz verdirtti bile :)

tabi bi de morfikirler var aklıma sürekli girişimcilik fikirleri sokan heveslendiren... neyse o bi başlasın da kursun düzenini ben de biras büyüyeyim belki bana bayilik verir ileride...

amma fasla işten bahsettim neyse ben dönüyorum testlerime bikaç saatim kaldı onu da ii değerlendireyim sınav öncesi herkese ii pazarlar, benim için de gezin eğlenin dolaşın diyeceğim ama hava da birden soğudu olsun siz yapacak şeyler bulursunus benim gibi ders çalışmak zorunda diilsinisdir:(

Bu Gün 1Nisan :)))



düş sokağı sakinleri-veremem sana acımı...
web danışmanım gönderdi bana bu şarkıyı cidden çok hoş ama videosunun embedi yasakmış o yüzden dinlemek isteyenler için burayı tıklayın
yeniden teşekkürler ümit ;)

bugün amma fasla heyecan yaşadım, bu aralar gerçi hayatım hep heyecan dolu çok sıkılmıştım motonluktan ii oldu böölesi. bugün işe gitmediiimm:) sabah sabah yağmurlu bi havada -nadiren yağdığı için izmirin trafiği felç oluo tabii- ben iş görüşmesine yetişme çabaları içerisindeydim. neyseki az bi gecikmeyle yetiştim güzel bi ikinci görüşme yaşadık ama görüşmeye gelenlerin sayısına bakılırsa daha dört kez daha görüşülecek gibi duruo bakalım artık şans... sonra alsacaktan döndüm eve geldim biras daha test çözmeye çalışarak kendimi zorlayarak bu uyku havasında uyumamaya çalışıp kahvelerle ayakta durarak son tekrarlarımı yaptım. veee tam evden çıkacağım derkeeen accaip bi yağmur yeniden başladı yağmur bereket derler ya acaba şans da getirecek mi bana bilemiyorum artık:) neyse o sağanak yağmurla beraber sınav yerime vardım yaptım soruları güsel güsel ve çıktım erkenden, şööle bi özgürlüğün tadını çıkartıp bornovayı dolaştım ii geldi. vitrinlere bakındım window shopping yaptım şööle bi, tabi biras da normal alışveriş;) inanamadım tüm uzun kollular kalkmış her yer kısa kollu yazlık kıyafetlerle donatılmış rengarenk. ahh ne güsel die geçirdim içimden bi an önce yaz gelsin artı ben yazı ösledim çoookk... ama bi kötü yanı benim rejimi acilen katılaştırmam gerekio canım dondurma istedi şööle kocamanından ama yemedim :) çünkü canımın dondurma çekmesinden önce tam istediim uzun zmndır aradığım turkuaz renkli şal desenli süper bi etek denedim her zmnki gibi beli bol geldi ama diğer tarafları ööle istediim gibi durmadı acilen kilo vermem lasım beniim :((