30 Mart 2007 Cuma


ŞU GÜLÜMSEMEYE BAKIN ;)

kalbimin orta yerinde nası bi cumhuriyettin nası bi hakimiyet ben anlayamadım... yalın söölüooo süper bi şarkı öslemişim yalını. yeni albümü "herşey sensin" çok güsel...

mutlaka dinleyin ben çoğunu indirdim bile...

29 Mart 2007 Perşembe


bu aralar etkili cv oluşturma ve güsel ön yazılar yazma konusu ile ilgileniyorum, çünkü buna çoook ihtiyacım var idealimdeki işi bulabilmek için...

ön yazı hazırlarken dikkat etmemiz gerekenleri gösteren bi taslak buldum paylaşayım dedim. belki de aranızda benim gibi alternatif bi iş arayanlar vardır ya da bazılarına bahar mevsimi uğurlu gelmiştir yeni işe başlamışlardır onlara da buradan tekrar bol şans diliyorum görüşemiyorus artık kendileriyle pek;)

Ön yazı, sizi işverene tanıtır ve bir sayfa uzunluğundadır. Ön yazınızın içeriğiyle özgeçmişinizi tamamlar nitelikte olması gerekir. Mümkün oldukça konuyu dağıtmayın çünkü okuyanın ilgisi çok çabuk azalır. Açıklayıcı mektubunuzun sayfa düzeni aşağıda belirtildiği gibi olmalıdır;

Dear Mr./Mrs. (Soyad)

Birinci Paragraf
Başvurduğunuz pozisyon ve nereden duyduğunuz.
İşverene getirebileceğiniz faydaların toplandığı açıklamalar.
Organizasyon ve başvurduğunuz pozisyonun hangi yönlerinin ilginizi çektiği belirtin.

Orta Paragraf
Özgeçmişinizi ve geçmiş tecrübelerinizi anlatın.
Niteliklerinizi temalarla belgeleyin ve örnek kullanarak bazı önemli noktaları kanıtlayın. Paragrafları en önemlileri başta olacak şekilde düzenleyin.

Son Paragraf
İlişikteki özgeçmişinizden bahsedin.
Kendiniz hakkında daha fazla bilgi vermek için bir görüşme talebinde bulunun.
Elektronik Posta (e-mail) adresinizle birlikte telefon numaranızı ve hangi saatlerde ulaşılabiliceğinizi bildirin. İşverene teşekkür edin. http://www.koniks.com/topic.asp?TOPIC_ID=687



Bugünlerde pek bi sosyal aktiviteye katıldığım söylenemez mesela çoktandır tiyatroya gitmedim dün Dünya Tiyarolar günüydü emin ki ii oyunlar gelmiştir izmire ama takip edemedim. Devlet tiyatrolarında bu aralar İstanbul efendisi, Büyük Aşıkların Sonuncusu, Bir Efes Masalı gibi oyunlar var. Gitmek lazım en kısa zmnda...

umutla umutsuzluğun dansında...


UMUTLA UMUTSUZLUĞUN DANSINDA

"Umuda tutunmayan, umutla yaşama sarılmayan insan var mı şu yeryüzünde?" diye sorar insan bazen kendine.Çünkü umut gelecektir ve gelecekte kendimize biçtiğimiz olması en iyi en güzel muhtemellerimizdir.

Umutla umutsuzluk köprüleri arasında kalan insanın haliyet-i ruhûyesi acabalarla savaşır dururken, durup dururken umarsız bir duygu saplanır insanın gönüle. Birçok acabada olumlu olumsuz tüm olasılıklar insanı sarsar, karma- karışık bir ruh halinde esir alır, umut ve umutsuzluğun bileşkesinin kesiştiği o ince çizgide umutsuzluk insanı adeta esir alır.

Umut ve umusuzluğun insana özgü insanca beklentisinde; insanca duygular vardır o odak noktasında...

Yer ve saat umuttan yanaysa mesele zaten çözülmüştür ve umut üzerine düşen görevi tamamlamıştır...

Fakat o güzelim umut yerini, umutsuzluğa terk ettiği zamanlarda insan, insanca duygularla duygusallığın yoğun duygularında teslim olur umutsuzluk girdabına.

Gün güneşli olsa bile güneş aydınlatmaz insanın içini. Kasvet, umutsuz kişinin yakasına yapışmıştır bir kez. Geceye teslim olan günden arta kalan sadece gecedir ve gece daha bir vurucudur, umudunu yetirmiş insana. Umutları un ufak olmuş insan, "kedi" gibi yatağa yastığa sokulur, hatta sığınır çok zaman. Bazen de teslim eder kendini şans ile kadere.

Ruh hali umutsuzlukla sarmalanmış olan insanın içinde "uhdeler ile ukdeler" sevişir...

Velhasıl beter bir hüzün yakasındadır insanın, ve boğazına bir yumruk saplanmıştır, gene o umut beklentisini bitiren insanın... Zira umutsuzluğun ona biçtiği ona uyması zor olan o biçilmiş gelecekte, yer bulamaz kendine umutsuzluğa gark olmuş umutsuz insan.

Bu ruh halindeki insanın "nevri" döner, bir hıçkırık yüreğinde akar, kara yaslarda buldurur kendini, umusuzluğun rengindedir çünkü o insan. Bu umutsuzluk dehlizlerinde boğuşan insan, birden bire değişebilir de... Yaşamın yaşanası rengi; insanı kendine mi getirir bilinmez ama, bir çiçek filizlenir kurumaya yüz tutmuş otların arasında, o çiçek, aylardan bahar olmasa da baharı anımsatır insana. Akan bir nehir veyahut denizin grileşen rengindeki giz veya gümbürdemeye hazırlanan yağmurun çaktığı şimşekteki o kıvılcım, bazen insana umudu hatırlatır bu kararmış ama sonu aydınlık yolda... İşte o an, yaşadığının farkına varır insan ve yüreğindeki karanlığı terk edebilir doğanın ona "yaşam hep bahar değil ama, kış olmazsa, yağmur yağmazsa çiçek açmaz" dercesine gösterdiği yüzünde.

Terk duygusunu dürter bu sefer insanı gene insanca çığlıklarda: Ve doğa hiçbir şeyin sürekli olmayacağını anımsatır insana ve "tabiat ana" insanı kucaklar, yapay olmayan, kendi gibi olan o en sevecen, o en acımasız ve vahşi ama en yalın en olması gereken temiz haliyle.

Tabiat ana, volkana geçit veren dağlarında; lavlarına "dur" dediği gibidir, depremde, su baskınlarında, şiddetli rüzgarlarda..."dur der tamamladığı görevinde.

Felâketlerin ardından yitirilenin farkına varan gene umuttur ve umut 'süt liman olmuş' bir dinginlikte bekler insanı, insan için var olduğunu hatırlatarak, göz kırpar insana, insani yaşama sevinciyle.

Şadıman Şenbalkan

28 Mart 2007 Çarşamba


bugün afişlerini de görünce iice inandım Metin Uca CUMHURBAŞKANLIĞINA ADAY!!!

"Bu, bir cüret, bir kalkışma ya da eğlenceli bir girişim değil, sadece demokratik hakkı kullanma girişimi hiç değildir. Bu, çözümsüzlüğe ve Türkiye’nin hızla gitmekte olduğu tıkanmaya karşı duyarlı bir girişimle yeni arayışlara kapı açma çabasıdır. Bu nedenle ben ciddi ve umutluyum" diyor.


her yerde bu konu ile ilgili forumlar dolaşıyor. ne kadar şansı var bilemiyorum ama şansını denemesi güsel...
ortağım yollamış çok beğendim:)

Çok neşeli anınızda kimseye birşey vaadetmeyin; çok öfkeli anınızda da kimseye yanıt vermeyin...

26 Mart 2007 Pazartesi

Sigara Ciddi Zararlara Yol Açıyor:
Türkiye’de insanların %10.6’sı sigarayla ilişkili nedenlerle ölmektedir. Terörden yılda 2-3 bin, trafik kazalarından 6-7 bin, sigaraya bağlı hastalıklardan ise yılda 35 bin (günde 100 kişi ) hayatını kaybetmektedir. Sigara kullanımına bağlı ölüme yol açan hastalıklardan bazıları; kronik bronşit, amfizem, akciğer kanseri, kalp enfarktüsü, beyin damar hastalıkları, kalp damar hastalıkları, kronik tıkayıcı akciğer hastalıklarıdır. Araştırmalarda yapılan hesaplamalar gösteriyorki, günde 15 sigara içen 30 yaşındaki bir insanın normal ömrü, 5 yıl kısalmaktadır.

BIRAKIN ARTIK ŞU SİGARAYI !!!

Size Neler Düşüyor?

Sigarayı bırakmak için kendinizi hazırlayın!
Bırakmak istediğinize dair olumlu karar verin. Bunun ne kadar zor olabileceğine dair olumsuz düşünceleri engellemeye çalışın.
Bırakmak isteyişinizin bütün nedenlerini sıralayın. Her gece yatmadan önce bu nedenlerden birini 10 kez tekrar edin.
DEVAMI İÇİN...


Ömer'e teşekkürler...

güç ve cesaret


emin olmak güç gerektirir, kuşkulara sahip olmaksa cesaret gerektirir.

bir yere ait olmak güç gerektirir, öne çıkmak ise cesaret gerektirir.

bir arkadaşının acısını paylaşmak güç gerektirir, kendi acını hissetmek cesaret gerektirir.

savunmaya geçmek güç gerektirir, savunmayı bırakmak cesaret gerektirir.

kazanmak güç gereketirir, teslim olmak cesaret gerektirir.

tek başına durmak güç gerektirir, bir arkadaşa yaslanmak cesarete gerektirir.

sevmek güç gerektirir, sevilmek cesaret gerektir.

yaşamda kalmak güç gerektirir, yaşamak cesaret gerektirir.

her yaptığınız işte güç ve cesaret bulabilirsiniz ve yaşamınız o zaman arkadaşlık ve sevgiyle dolabilir.

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU

DÜNYANIN EN TUHAF MAHLUKU
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.
Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı,
rahat.
Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun,
kardeşim.
Bir değil, beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.
Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca
sopasını sürüye katılıverirsin
hemen ve âdeta mağrur,
koşarsın salhaneye.
Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmiyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada,
bu zulüm senin sayende.
Ve açsak,
yorgunsak,
alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için
üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
- demeğe de dilim varmıyor ama -
kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!

NAZIM HİKMET

25 Mart 2007 Pazar



Yaşamak; Sevinçle, acıyla, hüzünle, kederle, insanların birbirleriyle olan iletişimleriyle, ilişkileriyle, hayallerle, geçmişte olanlarla, tartışmalarla hayattan büyük bir zevk çıkarmasını bilmektir. Hani şekspir yaşam bir rüyadır adlı eserinde hayatın ne olduğunu açıklıyor. hayat nedir? Bir delilik. hayat nedir? Bir yanılsama, bir gölge, bir masal. Ve en önemli şeyin bile bir değeri yoktur, çünkü tüm yaşam bir rüyadır ve rüyalarda yalnızca rüya.. Macbeth'tede şöyle diyor; Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır gürültücü bir salağın anlattığı, ki yoktur hiçbir anlamı.
Devamı için burayı tıklayın
http://www.genbilim.com/content/view/918/38/

24 Mart 2007 Cumartesi

beni verme ellere-burak aydos süpper bi şarkı sabah sabah nası buldum anlamadım en kısa zmnda videosunu bulup koymak istiyorum

Adımla Nasıl Berabersem


hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
bir dakika bile çıkmıyorsun aklımdan
koşar gibi yürüyüşün karanlıkta
bir ışık gibi aydınlık gülüşün

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
uzak uzak yıldızlarla çevrilmiş kainatın
karanlık boşluklarında akıp giderken zaman
adımla nasıl berabersem öylece beraberiz

seninle her saat seninle her dakika seninle her saniye
gönlümüz mutluluğa inanmış olmanın gururuyla rahat
koltuğumuzun altında birer dinamit gibi kellemiz
ve sonra her zaman her ölümlüye
aynı şartlar altında kısmet olmıyan
gerçekleri görmenin aydınlığı alınlarımızda

hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların
sen bana kalbim kadar elim kadar yakınsın

Atilla İlhan

23 Mart 2007 Cuma


Yağmur yağıyor Sevdiğim yağmur
Kimbilir sen şimdi üşüyorsundur
Yağmur yağıyor Sevdiğim yağmur
Kimbilir sen şimdi üşüyorsundur
Islak bir İstanbul sabahında sokaklar
Kuru bir yaprak kokusunda rüzgar
Islak bir İstanbul sabahında sokaklar
Kuru bir yaprak kokusunda rüzgar
Yüzünün rengi griydi sensiz
İstanbul şehri beyaz değildi
Bulutlar martı kanatlarıyla
Düşlerim beyaz beyaz değildi
Başımıza kuşlar çiçekler yağdı
Tutkunu olduk bir sevdanın
Başımıza kuşlar çiçekler yağdı
Tutkunu olduk bir sevdanın
Ne acılar yaşadık
Ne günler geçirdik
Yüreğimde paslı
Bir bıçak saplı
Yüzünün rengi griydi sensiz
İstanbul şehri beyaz değildi
Bulutlar martı kanatlarıyla
Düşlerim beyaz beyaz değildi

FUNDA ARAR'IN ŞARKISI

22 Mart 2007 Perşembe



pencereden yağmuru izlemek güsel, özlemişim...

İzmir bööle rüzgar görmedi uzun zmndır... Ben de tam gününü bulmuşum tirl tiril bi etek giyecek, uçuşan eteklerimi tutacağım derken girdim halleri bütün alsancak sabah saatlerinde gördü nerdeyse. Çok komikti halim çoook:))) akşam bari metroyla döneyim dedim bu seferde de tüm üçyol gördü halimi malum metronun merdivenleri... neyseki eve geldim rüzgardan uzak sıcacık evimde kanepeme uzanıp (anneannem de yapmış nefis sarmalarından ohhh) Avrupa Yakasını izliyorum...
bi arkadaşım bana "melek" diince aklına ilk olarak ne geliyor diye sordu? nie sordu bilmiyorum ben de atladım soramadım o anda, peki sizin aklınıza neler geliyor??? belki bi araştırma fln yapıyordur yardım edelim değil mi?

demet sağıroğlu-mandalina

demet'in başka bi şarkısını ararken bunu buldum. ama hala o şarkı aklımda bulmam lazım, işin kötüsü adını da bilmiyorum...

BAHAR GELDİ HOŞ GELDİ...


Öyle ki ben güneş ışığına bağlı yaşıyorum. Sabah uyanır uyanmaz ilk yaptığım iş, perdenin kenarından gökyüzüne bakmaktır. Eğer hava bulutsuz ve açıksa ne ala, hele hele güneş de gül yüzünü göstermişse birazcık değmeyin keyfime artık. Güneş ışığı değer değmez tenime endorfin salgılamaya başlıyorum. İçim içime sığmaz oluyor, aşık olmanın ilk evrelerine benzer coşkunluklar yaşıyorum içimde. Güneş demek; piknik demek, deniz demek, yüzmek demek, aşık olmak, beste yapmak, seyahate çıkmak, güneşlenmek, rengarenk ve tiril tiril giyinmek demek, sabah akşam alınan bol şarkılı duşlar demek, mangal demek, açık hava sinemaları, bronz bir ten, açık ayakkabılar demek, deniz kenarında çıplak ayakla yapılan yürüyüşler demek. Kısaca bana yaşam keyfi veren her şey demek. Benim kadar, güneşi mutlu ruh halinizin öznesi haline getirmeyin tabi. Gerçekten zor oluyor. Her mevsimin kendine göre zevkleri, yaşantıları var mutlaka ama biraz da yaz çocuğu olmamın da etkisiyle sanırım güneşin cömertçe varlığını hissettirdiği mevsimlerde; yaşadığımı daha çok hissediyorum...
Beğenenler için yazının devamı

"hanım" kelimesi nerden geliyormuş?

Söylenir ki, bir günCengiz Han,
tüm hanlarını toplamış, sağ yanına da eşini oturtmuş;
Cengiz Han hanlarına,
-- "Ben Hanlar Han'i CengizHan, hepinizin hanıyım",
eşini göstererek; -- "Bu da benim HAN IM" demiş.
İşte erkeklerin "eşim" anlamına söyledikleri "hanım" kelimesi oradan geliyormuş...
Ne kadar insanca değil mi? Kadının adı da var, yeri de ve saygınlığı da, işte özlediğimiz Türk ailesi tablosu ...
Ya şimdi?
gelen maillerden...

21 Mart 2007 Çarşamba

kaldırdım şu chatter box ı offf ya fenalık geldi böölesi daha ii... yorum yapmak isteyen arkadaşlar lütfen yazıların altındaki bölümlere yapsın. ne o ööle chat gibi hoş olmadı artık sıkıldım!!!

Tebdil-i Mekan

Nereye gitsem yanımda götürüyorum çilelerimi
Valizimde taşıyorum "keşke"lerimi,"bile"lerimi
Havalanmıyor, oyalanmıyor ruhum ne çare
Üstüne hasretle dolduruyorum filelerimi

Neresinden başlasam eskisi gibi kolay olmuyor
Kelimeler itimadım kalmadı, işim çok zor
İri yarı, kötü kapli, boyalı geçkin kadınlar gibi
Dil çöplerini naylon tornalarında saklıyorlar

Soranlara "eh işte idare ediyor"dersin
İyi niyetli değilseler, üstü kapalı geçersin
Dilersen ara beni ya da yaz bana arada bir iki satır
Ya da yazma ne bileyim hani yani tutarsa tersin

Tebdil-i mekanda ferahlık yokmuş aslında
Acının yüzölçümü yeryüzünden çokmuş aslında...

Sezen AKSU

Çoookk hoş bi şiir ya tekrar tekrar okuyorum Sezen'nin "Eksik şiir" kitabından....

20 Mart 2007 Salı

bugün farklı tesadüflerle karşılaştım. İstanbuldan toplantı için bizim şirkete gelen büyük bi şirketin ihracat müdürü beni çemberden tanıdığını söyledi bi anda çok şaşırdım. meğer adamın hafızası çok kuvvetliymiş dikkatli dikkatli yüzüme bakıp el sıkışırken siz benim bağlantılarımdansınız deyince baya şaşırdım, way be ne çembermiş dedim ;)
bir ikincisi de blogumu beğenen yeni tanıştığım arkadaşlardan biri bizim müşterilerden birinin yakın arkadaşı çıktı İzmir küçük yer demeye başladık, herkes herkesi tanıyor artık bu internet sayesinde...
Tesadüfler üzerine bi yazı gözüme çarptı tavsiye ederim şu linke tıklayabilirsiniz

Bugünlerde çok tatlı bebeklerle karşılaşıyorum onlarla oynamak çok zevkli, yorucu bi günün sonunda eve geldiğimde Damla bebek ile enerji buldum yeniden. İş yerinde de Bulgaristan'dan gelen misafirlerin bebekleri çok tatlıydı onlarla ilgilendim. Hem frekanslar da tutuyor ii iletişim kuruyorum ufaklıklarla...Demekkiii benim de çocuk yapma zamanım gelmiş, ben de çocuk istiorum artık. Beni tanıyanlar hep sana benzeyen kıvır kıvır saçlı bi çocuğun olur inşallah die dua ediyorlar bakalım artık babası da önemli tabi:) Gören de beni evli barklı büük biri sanacak:) Ama ne yapayım çok güsel bişey bebek sahibi olmak, bunu bir kez daha anladım...

akşam eve gidince ilk iş damlanın dün gece çektiğim fotolarından birini koyacağım...

19 Mart 2007 Pazartesi


Ne kadar karanlıksınız bayım?
Yapmayın canım; bakın bugün pazartesi.
Ama ne o, canınızı biraz daha mı sıktım?
İyiliğiniz için demiştim, yanlış anlamayalım.
Konuşmuyorsunuz, küs müyüz?
Hep karamsar, hep suskunsunuz.
Yaşama küskün müyüz?
O kadar da değil, gereksiz mutsuzsunuz..
Diyorum ki, bıraksanız artık bu işleri,
erteleseniz; faturaları, ödemeleri…yani, ne bileyim, biraz kaçsanız…mesela,
Bodrum'a gitseniz, bir değişiklik yapsanız.
Hem bugün pazartesiyeni bir başlangıç ya, o anlamda...
Gelmiyor mu kulağınıza denizin sesi?
Mesela, çıplak ayak yürüseniz kordonda…
Seversiniz yalnızlığı, şimdi oralar da ıssız,
yüreğinize dolsa kış güneşi,marinada iki tek atsanız,
sarmaş dolaş sarmaşıklara, hanımellerine baksanız.
Size sesleniyorum,kendinizden biraz kaçsanız.
Demiştim derim, buraya yazıyorum;
daha fazla geç kalıp pişman olmayasınız.
Tazecik bir gün, umutla başlayalım haydi.
Sevinmeyecek, sevilmeyecek tarafı neydi?
Duyun artık içinizdeki sesi...
...bakın bayım bugün, belki de son pazartesi.

Müfit Uzman

Bugün bi değişiklik yapalım dedik ve sizlere tavsiye edebileceğim iki farklı mekana takıldık Alsancak'ta.


Birincisi çoktandır yemeyi özlediğim bir şey kokoreç...(kim ne derse desin ben kokoreçi seviorum ya) veee türkiyede ilk ona giren ünlü bi kokoreççiyi ziyaret ettik Yenidoğan lokantası olarak geçen dışarıdan bakıldığında pek de hoş görünmeyen ama çok lezzetli kokoreçler yapan bi yer.


İkincisi de Kahve Dünyası... Kordonda güneşin denize vuran ışıklarını izleme şansı bularak kokladığın deniz kokusuyla birlikte yudumlanan nefis kahveleri ve güleryüzlü personeliyle tavsiye edebileceğim diğer bir mekan. Ayrıca çifte kavrulmuş ve aromalı kahvelerinden paket olarak da alma şansınız var. Eve götürüp anneannenize pişirebileceğiniz hoş kokulu kahveler mesela...


Çanakkale Savaşları, Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Her Türk gencinin bu konuda daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için araştırma yapması gerekiyor. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir diye düşünüyorum. Tanrı bizlere, bir daha böyle bir savaş göstermesin! Bu konuda son çekilen belgeseli incelemenizi tavsiye ediyorum.

18 Mart 2007 Pazar


şimdilik bu güsel pazar günü için bu hoş laleleri koyuyorum biras gezip geleyim ilham gelirse altına bişeyler yazarım...

17 Mart 2007 Cumartesi


Bir ben miyim çalııışaaaaaaaaaan

Ofisin karanlığındaaaaaaaaaaaaa

Yosun tutmuş gözleriiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiim

Cumartesi sana elvedaaaaaaaaa



Cumartesi çalışmak, parçalı bulutlu hava gibidir..sonra paslanmış kalemtraş gibidir biraz da.. ama daha çok elimden alınan oyuncağa son bakışımdaki hüzündür ...


Cumartesi çalışmak ; annemin en sevdiğim pastayı yapıp yarısını yiyemezsin demesi gibidir...pastanın yiyemediğim yarısı hep daha güzeldir...

gitmenin özgürlüğü... hem de çook uzaklara...
bu su, bu köpükler, bu deniz ve bu yat...

16 Mart 2007 Cuma

Sadrettin Kuşoğlu'ndan...
Ekonomi hocamız yılın ilk dersine şöyle başlamıştı:
- Öğrencilerim, birazdan size on dakika içinde ilk iktisat dersini vereceğim.
Bu on dakika yeterli olacak. Geri kalan zamanda yani bütün bir yıl boyunca, "zenginlerin yazdırdığı" müfredatı okuyacağız.
Dedi ve devam etti:
- Arkadaşlarım. Iktisat üçe ayrılır: Ticaret, siyaset, savaş.
1- Bir milyon dolara kadar para kazanmak isteyenler ticaret...
2- Bir milyar dolara kadar para kazanmak isteyenler siyaset...
3- Daha çok kazanmak isteyenlerse savaş yaparlar!...
Bİ YERDE OKUDUM ÇOK HOŞUMA GİTTİ NE KADAR DA DOĞRU SÖYLEMİŞ BİR İŞLETMECİ GÖZÜYLE BEĞENDİM BU YAZIYI...

15 Mart 2007 Perşembe

afiş çalışması ...





KONUŞMAMIZ LAZIM!

Gerçek Güzellik Kampanyası


GÜZEL OLMAK İÇİN 36 BEDEN OLMAK ŞART MI?

bugün otobüste gelirken billboardlarda gözüme çarptı merak ettim inceledim şu kampanyayı. malum bahar ayları da geldi rejimlere başladık hepimiz şööle bi beden atsak fena olmas düşüncesiyle...

Dove un sitesinde amaçlarını belirtmişler ;

"Güzellik geçmişten günümüze hep kalıplaşmış görüşler doğrultusunda tanımlandı. Kadınlar, gerçek güzelliği sorgulamanın zamanının geldiğini düşünüyor! Dove da onlara destek oluyor. Gerçek Güzellik Kampanyası ile güzelliğe dair ön yargıları sorguluyoruz.Çünkü gerçek güzelliğin her yaşta, her vücutta, her kişide var olduğuna inanıyoruz. Bu yüzden Gerçek Güzellik Kampanyası’nı başlatıyoruz. Sizleri de bu tartışmanın bir parçası olmaya davet ediyoruz.Dove’un dünya çapında yürüttüğü Gerçek Güzellik Kampanyası’nın hedefi güzellik üzerine oluşmuş basmakalıp tanımlamalara son vermek; demokratik, doğru ve farklı boyutlardan bakarak gerçek güzelliği yeniden tanımlamaktır. Tüm kadınların hemfikir olduğu ve her gün hissetmekten keyif alacağı güzellik kavramını hep beraber yaratmak istiyoruz."

diyorlar siz de bu araştırmaya katılın derim şu anketi doldurun ya da en azından oy verin

14 Mart 2007 Çarşamba


OSHO'NUN SOLMAYAN BUKETİ
Yirminci yüzyılın tanınmış, mistik ruhsal provakatörü ve filozofu olan Osho, ölümünün ardından hala pek çok kişinin ilgisini çekmiş ve halen çekmeye devam etmektedir. Bence O'nun öğretileri ve samimi düşüncelerinin içinde her daim yer aldığı sohbetleri, okurken içimizde varolan tinsel enkazlardan, o enkazların ardına sakladığımız asıl bizden ve zihinlerimize gene kendi ördüğümüz gereksiz duvarlardan bir nebze de olsa kurtulmamıza yardımcı olabilir...Osho'daki her güzel ve optimist tavır, köhneleşmiş, karalar bağlamış reaktif hareket(sizlik)lere ışık saçacak güçte!.. Kitapta ki sayfalar arası seyahatte dolaşırken, herkes için bir kaç alıntıdan bir buket hazırladım...Bakalım bukette size uygun neler var;
Zihin Hakkında;
" Kişi kendi zihnine dikkat etmelidir çünkü bu dünyada kimse seni kendi zihnin kadar kandıramaz. En büyük düşmanın kendi içindedir, tıpkı en iyi dostunun da kendi içinde olduğu gibi."
Görsellik Hakkında;
" Bir şeye çok fazla bakmak tehlikeli olabilir çünkü bu bir endişeye dönüşebilir."
Çift Taraflı Ekonomi Hakkında;
" Sıradan ekonomide paylaştıkça kaybedersin; manevi ekonomide ise paylaştıkça kazanırsın. Ne kadar çok verirsen, o kadar çok alacaksın ve ne kadar az verirsen, sende de o kadar az kalacak. Ve hiç bir şey vermezsen, hiç bir şeye de sahip olamayacaksın. Kendi deneyimine kulak ver, kendi deneyimini gözlemle, bir şey verdiğinde bir şey yitiriyor musun yoksa kazanıyor musun? Belirleyici olan bu olmalı, başkalarının söyledikleri değil. Başkalarının önerileri tehlikelidir."
Çok İstemek Hakkında;
" En derinden olmasını istediğin şeylerin hiç biri olmadığında dahi minnet duy. Belki senin için doğru zaman değildir, belki bunlar senin büyümene yardımcı olmayacaktır.""Belki senin kristalleşebilmen, güçlenebilmen için öyle anlar gerekiyordur. Yalnızca her şey yolunda gittiğinde değil, her şey ters gittiğinde de minnettar ol. Her şey kötü giderken minnet duyabilen kişi gerçekten minnettar bir kişidir; minnet duymanın güzelliğine ermiştir. Onun için her şey sonsuza kadar ters de gidebilir, ama öylesine dönüştürücü bir güçtür ki her şeyi değiştirecektir."
Arkadaş Seçimi Hakkında;
"Bilinçli bir kimse kendine, enerjisini yükselten arkadaşlar ve refakatçiler seçer. Buluştuğun zaman sana kendini daha neşeli ve sağlıklı hissettiren insanlar vardır. Üzgünsen üzüntün yok olur; öfkeliysen öfken yok olur. Bunlar enerjileri yukarı doğru çıkmakta olan insanlardır. Onların enerjisi senin enerjini de etkiler. Bir de seni emen insanlar vardır, onlardan uzak dur!"
Gelişim Hakkında;
"Tüm büyümeler sessizdir. Hiç bir ses çıkarmaz ve aniden çiçekler beliriverir. Büyüme zaman alır ama doğru an geldiğinde bir patlama olur."Sonuçlar Hakkında;"Bazen nehir hızla akar, bazen de çok yavaş hareket eder. Bazen şelaleler halinde dağlardan düzlüğü akarken müthiş bir hızdadır. Ama kesin bir şey varsa o da hızlı veya yavaş her nehrin sonunda okyanusa vardığıdır. Ve birisinin daha önce, birisinin daha sonra varmasının önemi yoktur. Önemli olan varmaktır."
Kadın ve Erkek Arasındaki Çekim Hakkında;
"Büyüdüğünde bir adama veya bir kadına aşık olur ve 'Belki de biz birbirimiz için yaratılmışız' diye düşünürsün. Kimse kimse için yaratılmamıştır. Peki o zaman niye tek bir kişiye karşı çekim hissediyorsun? Bu içindeki anne veya babanın bıraktığı iz yüzündendir. O kişi bir şekilde annene ya da babana benziyordur. Belli bir kadına veya erkeğe neden aşık olduğun sorusuna yanıt bulamayışın bu yüzden. Bu bilinçli bir seçim değil. Bu senin içindeki bilinçsiz iz tarafından verilmiş bir karar."
Erdem Hakkında;"Gerçek erdem bambaşka bir şeydir. Kendi varlığını derinlemesine araştırmayı, toplumun kurallarına, fikirlerine ve şartlanmalarına ters düşse bile kendi içgörüne göre yaşamayı gerektirir. Nietzsche şöyle diyordu, 'Kişi en çok erdemleri için cezalandırılır.' Ama bunların kendi erdemlerin, kendi keşiflerin olması gereklidir. Ve ne pahasına olursa olsun bunlara göre yaşayacak cesarete, asiliğe sahip olmalısındır."
Doğruluk Hakkında;
"Kendi adına deneyimlemiş olduğun doğrulara ihtiyaç vardır. Başka birinin doğrusuna değil, kendi doğruna... Ama daima kendi doğanla uyum içinde ol. Bazı ağaçlar yavaş, bazıları hızlı büyür; yavaş veya hızlı büyümenin özel bir tarafı yoktur. Bu iki ağacın ortak noktası ise kendi doğalarını takip ediyor oluşlarıdır. Etrafına bakıp kıyaslamaya başlamak ve fuzuli endişelere kapılmak yalnızca insana mahsustur. Başka birinin klavuzluğuna ihtiyacın yok. Senin klavuzun kendi içindedir."
Aşk Hakkında;
"Aşk, kişinin yalnızca içindeyken bilebileceği bir şeydir. İçindeki zihinden öte olana erişip asla kaybetmemek mümkündür. Aşk her zaman inişli, çıkışlı, bir an neşeliyken, bir sonraki anda hüzünlüdür. Oysa bizim sözettiğimiz aşk -iki ruhun, iki varlığın arasındaki aşk- yalnızca başlar, asla sona ermez."
OSHO-Altın Gelecek (OVVO Yay.) Gökçe Gerçek

ödemiş-birgi...







13 Mart 2007 Salı

...Öncemiydi...Sonramıydı...Yağmurmuydu...
Sonra yağmur başladı... Serindi.

Denizin iyot kokusu, yosun kokusu, tuz kokusu,
çakıl taşlarının kum kokusu billur damlalarda toplanmıştı.
Yüzümü göğe kaldırdım.
Sonbaharın sarı yapraklarında nefeslenendamlaların savruluşlarını seyrettim.
Damlalarda gökkuşağı kırılıyordu.
Ya da ben öyle sandım.
Bir yağmur damlası gözümün tam içine düştü.

Acı duydum.
O serin ıslaklık,burgu gibi gözbebeğimden yüreğime kadar indi.
Gökkuşağı uzaklarda parça parça oldu.
Belki de olmadı, ben öyle sandım.
Saçlarım yüzüme yapışmıştı ve ellerim üşüdü birden.

Durup dururken sokağım yabancılaştı gözümde.
Telaşlandım, güvensiz hissettim kendimi.
Tüyleri ıslanmış, ıslanınca daha da siyahlaşmış,
sert ve uzun gagalı kargalar havalandı köşe başından.
Islak kanatlarının gürültüsü sonbaharın sessizliğinde yankılandı.
Belki de yankılanmadı, ben öyle sandım.
Yağmur gürültüsüzdü.

Sadece yağıyordu.
Sakince ve sessizce.
Ilık değildi hayır. Serindi.
Yavaş yavaş yağıyordu.
Yolun eğik bölümünde biriken suda zıplayan damlalarısaymaya kalktım.
Bir, yedi, yirmiiki...Suda yüzüm yansıdı.
Islak saçlı, yabancı bakışlı yüzüme bakakaldım.
Bir damla sudaki yüzümün üstüne düştü.
Gözümün çevresinde bir halka oluştu önce.
Sonra bir tane, bir tane daha...Hızla çoğalan küçük halkalar yüzüme yayıldılar.
Onlar çoğaldıkça, karıştım. Ben karıştıkça halkalar çoğaldı.
Yağmur hızlandıkça her şey karıştı. İyot kokuyordu evet.

Denize gidemeyenlere, denizi getiriyordu.
Çocuksu bir hayal filizlendi yüreğimde aniden.
Herkese istediğini getiren yağmurlar,rüzgârlar dolaştı durdu hayallerimde.
Kuşların renkli kanatlarında kırıldı bu kez gökkuşakları.
Yeni, hiç görülmemiş renkler uçuştu.
Mavi renk geldi avucuma kondu.Sanki bir kuştu. Dokundum.
Küçüktü, sıcaktı ve yüreği telaşlı atıyordu.
Belki de atmıyordu, ben öyle sandım.
Yüzümü suda bıraktım.

Çocuksu hayalleri sokağımın başında.
Küçük ve başıboş adımlarla,seyrek yapraklı ağacın yanına gittim.
Islak ve karışıktım.
Yağmur hiç dinmeyecek gibi yağıyordu.
Yorgundum herhalde.
Yağmuru da, rüzgârı da,yorgunluğumu da umursamayacak kadar...
İnce gövdeli ağacın gövdesinde dolaştı gözlerim.
Bunca yağmura rağmen kuru yerleri vardı; şaşırdım.Yaslandım.
Yüzümü göğe kaldırdım.
Sonbaharın sarı yapraklarında nefeslenendamlaların savruluşlarını seyrettim.
Önce miydi, sonra mıydı, yağmur muydu?
Hiç bilmedim...

12 Mart 2007 Pazartesi

derinlere dalmak...

DERİNLİK ÇEKİMİ -2
(Aziz Nesin)
En derini dünyanın kendi uçurumum
Başım dönüyor içimin derinliğinden
Bigün kaldırıp kendimi fırlatacağım
Kendimi kendi içime atacağım
Kartal kanatlarının da bir sınırı var gökte
Uçakların da füzelerin de
Bütün o sınırları aşacağım
Kendimi içimdeki sınırsız boşluğa bırakacağım
Durmadan çekiyor beni bu dipsiz doruksuz uçurum
Gözlerim kararıyor içime bakınca
Atıp kendimi kendime
Derinlik korkusundan büsbütün kurtulacağım

10 Mart 2007 Cumartesi


Güzel bir gün olması dileğiyle... Bugün cumartesi yarın pazar çünkü:) Ben annemi çok ösledimmm ama yaa (neyseki as kaldı akşama göreceğim onları) bu çiçekler ona olsun asma güllerini çok sever bilirim...

9 Mart 2007 Cuma


“sen değil misin her bahar dalına bin umut bağlayan
söyle o zaman ,
her bahar dalı bir liman değil mi .”


filmlerin sahnelerinden hangi film oldugunu tahmin ediyorsunuz dogru bildikleriniz ye$il cerceveli oluyor. ben pek başarılı olamadım ama hafızasına güvenen sinemaseverler denesin bence zevkli bi bulmaca...

http://funwithmovie s.com/part2/

dün izmir gezi klübüne üye oldum, benim gibi gezmeyi seven insanlardan oluşan bi grup, etkinlik programları dolu dolu çok güsel. bu haftasonu şirinceye gidiyorlar mesela ama ben aileme söz verdim ve onları çok ösledim o nedenle ödemişe gideceğim, artık başka bi etkinlikte buluşurum umarım... gruplarında her yaştan her meslek grubundan insanlar olduğunu söylüyorlar, bu yenilik fena olmas gibi yeni insanlarla tanışmayı oldum olası sevmişimdir...

8 Mart 2007 Perşembe

DÜNYA KADINLAR GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN...

Ne Tadı Var Bu Dünyanın

Gelmezsen dönmezsen
Öpmezsen sevmezsen
Ne tadı var bu dünyanın
Ne hayat ne rüyanın
Ne bugünün ne yarının
Ne sensiz hatıranın
Gelmezsen öpmezsen
Sevmezsen dönmezsen
Ne anlarım ben bu aşktan
Dudakların uzakta
Vazgeçtim ben bu sevgiden
Sen düştün kalbimden
Gelmezsen dönmezsen
Öpmezsen sevmezsen
Ağlamaya var mı nazım
Yorgun düştü gözüm
Vazgeçerim elbette ben
Dönmez sevmez öpmezsen
AJDA PEKKAN söylüyor, yolda gelirken radyoda dinledim yeni keşfettim bu şarkıyı.

bol güneşli sıcak bir gün yaşıorus izmir'de... ben de giydim yeşilleri kahveleri bahara ayak uydurmaya çalışıyorum. masaüstümü de papatyalarla kapladım, işten geriye kalan zmnlarda dış ticaret testleri çözüorum, vizelere az kaldı... haftasonu gitsem de ödemiş'e hem ailemi görsem öslem gidersem, hem de temiz hava alsak piknik yapsak ailece çok güzel olacak. gerçi ders çalışmam da lasım ama bu motivasyona ihtiyacım var çoook...

yeniliğe doğru...


Yeniliğe Doğru

Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım

Mevlana Celaleddin Rumi

6 Mart 2007 Salı

Yüksek Sadakat...



Döneceksin diye söz ver... Teşekkürler "O", güsel bi şarkıymış...

Yaşamaya Var mısın?
Güneşin o ilk doğuş anına en son ne zaman tanık oldun insanoğlu? Taptaze ışıklarının tüm vücuduna yayılmasını ne zaman izledin kendinde? Bir sonbahar sabahı o ılıklığı ne zaman hissettin yüreğinde? Bizler aslında bize her günün bir lütuf olduğunu anlamayacak kadar duyarsız bir şekilde geçip gidiyoruz bu hayattan. Hanginiz sabah gözünü açtığında şunu dünyaya tekrarlıyor: "Bugün özel bir gün çünkü ben bugün de yaşıyorum. Gözlerim açık, ilk nefesimi bilinçli bir şekilde çektim içime. Bu bir ayrıcalık! Bugün özel bir gün, evet, bugün bana bir gün daha yaşama şansı verildi..." İnsan yaşamında ne sorunlar var ama biz o kazağı alamadık diye bütün günü o güzelim ruhumuza ve bedenimize azap çektirmekle geçiriyoruz veya sevgilimiz sevgimizin yüceliğini anlamadı diye kahroluyoruz veya sular kesildi diye, hava soğudu diye bütün gün kendimize ve sevdiklerimize surat asıyoruz. Bir de şöyle düşünelim: Siz başlı başına bir yaşamsınız ve hayatta telâfi edilemeyecek tek şey ölümdür. Sular elbette gelecektir. Soğuk hava için biraz daha sıkı giyinebiliriz. Sevgiliniz sizi anlamıyorsa aslında sevdanıza layık olmadığını pekalâ algılayabilirsin... Peki, bu hayata ne zaman gülümseyeceksin? Ne zaman kendin için bir şeyler yapacaksın? En sevdiğin çiçeği neden hâlâ başkalarından bekliyorsun? Bugün kendine niye o çiçeği almıyorsun? Neden miskinliğinden bir sabah ödün verip de doğanın uyanışına kendini şahit etmiyorsun? Unutma ki bu hayatı güzelleştirecek olan da, çekilmez hale getirecek olan da sensin. Sakın başkalarını suçlama... Haydi artık her sabah yüreğine kocaman gülümsemelerle dolu bir nefes çek ve bütün gün verdiğin her nefesin içine bu gülümsemelerden katarak etrafındaki tüm canlı varlıkları varlığından haberdar et. Hayata öylesine gelme ve de öylesine gitme. Unutma ki bir ağacın gövdesine sarıldığında onun kalp atışlarını duyabilecek kadar duyarlı yaşamak senin elinde. Her ne olursa olsun, tanı veya tanıma ama günaydınını ve gülümsemeni hiçbir canlıdan eksik etme. Unutma sen bu dünyada başlı başına bir yaşamsın ve bu yüzden bile varlığın çok özel.....
Evet insanoğlu, bugün YAŞAMAYA VAR MISIN?

5 Mart 2007 Pazartesi

ek$i sözlükte "muhasebe" diye aratayım dedim bi sürü ilginç yorum çıktı karşıma;
"türkiye'de muhasebeyi zorlaştırmak, sadece uzmanların anlamasını saglama amacıyla zor zor hesap isimleri uydurulmuştur. önceden ödenmiş giderler basit geldiğinden denilmiştir ki bunu öyle bi yapalım öyle bi yapalım ki kimse anlamasın ve borçlu geçici hesaplar denilmiştir. içine yazılan bilgilerle ayrı başlık içerir. varlık kelimesi basitken hadi hoop aktif denilivermiş."
Çok dooru çoook...
"vergi dairelerinde, ssk'larda sıra beklemekle; cehennemin dibindeki mükelleflere evrak almak için yürümek suretiyle gidilerek başlanan meslek. biraz daha kıdemlenen mutfağa geçer, çay/çorba işlerine bakar. patron koltuğuna oturmadan ne ekmek ne de rahat vardır. zor iş vesselam."
Zor zor hem de nasıl...
"muhasebe makarnadır.herkes farklı soslarla sevebilir. ama her değişik sosun altında hep haşlanmış makarna vardır.sizde muhasebeyi istediğiniz şekillerde süsleyebilirsiniz, ancak tabağın en altında hep aynı hesap planı vardır."
Farklı bi yaklaşım olmuş...
"bir cok sirketlerde bilgisayarli sistemle isletim goren muhasebe,hala cogu universitelerde ogrencilere eziyet edebilmek icin hesaplari elle tutulan sevimsiz bir ders halindedir.hele ki hocaniz miyminti bir sekilde dersi anlatiyorsa yaz okuluna kalmak kacinilmaz hale gelir."
Ben de yaşadım bilirim...
"işimi nasıl daha zorlaştırırım?" sorusuna yanıt arayan bir gerizekalının keyfi uygulamasıyken, evrenselleşip tüm işletmelerin başına bela olan ve iibf'lerde kafayı yedirten bir ders olmasıyla ünlü ticari kayıt sistemi. diğerini kapatabilmek için açılan hesabın kapatılması için başka bir hesap açılmasını inanın ki aklım almıyor, almayacak da."
Çok güldüm ya:))

motivasyon mesajı...


Aynadaki Dost
Kendini kanıtlama uğraşında istediğini elde ettiğinde, ve dünya seni baştacı yaptığında, aynaya gidip kendine bir bak ve o kişiye kulak ver.
Çünkü senin hakkında hüküm vermesi gereken arkadaşın, baban, annen ya da eşin değil, yaşamında en belirleyici olan, aynadan sana bakan kişidir.
Bazıları, senin iyi bir arkadaş ve harika birisi olduğunu söyleyebilir, ama aynadaki kişi sana bir serseri olduğunu söyleyecektir, gözlerinin içine bakamıyorsan eğer.
Asıl memnun edilecek kişi odur. Çünkü bu yolculuğun sonuna kadar seninle olan odur.
Aynadaki adam dostunsa eğer, en tehlikeli ve zor sınavı başardın demektir.
Yaşam yolunda herkesi kandırabilir, ardından övgüler, tebrikler alabilirsin, ama aynadaki adamı kandırsan; sonunda elde edeceğin,hüzündür!

4 Mart 2007 Pazar


Bugün gidemesem de sevgili takipçilerimi bilgilendireyim sizlere spil dağı ile ilgili biraz bilgi sunayım. Malum bahar geldi artık, haftasonunu değerlendirmek için ideal bi mekan....

"Spil Dağı Milli parkı Manisa merkezine 24 km uzaklıkta olup yolu asfalttır.
İzmir’den Milli Parka gelmek isteyenler İzmir Ankara yolundan sütçüler köyünü takiben Milli Parka ulaşabilirler. Milli parkın Yolu tamamen asfalt olup İzmir il merkezine yaklaşık 50 km uzaklıktadır.

Spil dağı Milli Parkı değişik jeolojik oluşumlar, zengin flora, ile tarihi ve mitolojik özelliklerin bir arada, doğal ve kültürel peyzajın en güzel örneklerinin sergilendiği bir sahadır.
Ağlayan Kaya, Dulkadın mevkiindeki eskiden yerleşim yeri olarak kullanılan mağaralar ilgi çekici ve görülmesi gereken diğer özelliklerdir.
Milli Parkın doğusunda 600 m. Yüksekliğindeki kalkerlerin erimesi ile meydana gelmiş olan dolin gölü, içersinde bol miktarda sülük barındırmasından dolayı Sülüklü göl olarak isimlendirilmekte ve doğal peyzajın en güzel örneklerinden birini sergilemektedir.
Paşaini gibi suların kalker serilerinin altını eritip oymaları ile oluşan çok sayıda in bulunmaktadır. "
Türkiye ısıtma soğutma sektörü çok büyük ve dinamik bir pazar yapısına sahip. Gün geçtikçe daha da yoğunlaşan bi talep var. Yakın bir arkadaşım bu tarz bi işletme açma kararı aldı. Bence de çok isabetli bi girişim olacak. Ona elimden geldiğince destek vermek istiyorum, bu konu üzerinde araştırmalar yapıyorum. Yenilikleri inceleyip yaratıcı fikirler geliştirmeye çalışıyorum. Bu konuda ünlü firmaların sitelerini inceliyorum, iklimlendirme hakkında bana yardımcı olmak isteyen arkadaşlar varsa ellerindeki dökümanları bana yollayabilirler.

Ay tutulması romantiktir, herkes ay tutulmasında romantik bir şeyler yapar derler, peki siz neler yaptınız??? Beni sormayın ben uyudum zaten, öncesinde de börek sardım...

vazgeçtim gitmedim bugün spile. yanımda olmasını istediğim, özlediğim birinin teklifi daha cazip geldi. bi anda aklıma Ahmet Altan'nın "özlemek" şiiri geldi ama kendi kendime söz verdiğim için şu duygusallıktan uzak kalma konusunda o şiire yer vermeyeceğim. güzel bir kahvaltı keyifli bir pazardı, çok özlemişim ya...

dün gece ay tutulması vardı ama ben yorgunluktan uyuyup kalmışım halbuki terasa çıkıp izlemeyi planlamıştım neyse artık başka tutulmaya(haziran 2010)...

bi deee dün akşam yenilmişiz biz beşiktaşa üfff onu da sabah kalkınca gazetelerden öğrendim:(

acaba akşama arkadaşları toplayıp tabu mu oynasak diye düşünüyorum. tabu çok yararlı bi oyun keşke tavla okey gibi istediğimiz zaman nette oynayabileceğimiz bi sistem geliştirseler (bunu aslında "mor fikirler" ile paylaşmak lazım) belki de vardır ama benim hbrim yoktur. bu konuda bilgisi olan takipçiler varsa ltf bilgilendirsinler beni.

3 Mart 2007 Cumartesi


belki bu lalelerden görürüm dağlarda içim açılır...

yarın spil dağına doğa yürüyüşüne gidiyoruz... umarım yağmur yağmaz da iptal edilmez gezi. uzun zmndır yapmayı planladığım bir etkinlik bu...

1 Mart 2007 Perşembe

baharın ilk günü bugün... güzel şeyler düşünerek başlamak istiyorum bu aya, umarım herşey dilediğim gibi olur. en büyük dileğim de huzur... duygusallıktan da uzaklaşmak istiyorum bu aralar... kendimi yeni değişimlere adapte edip, yeni bir hayata başlamak istiyorum.