26 Kasım 2007 Pazartesi


keyifli bi haftasonu geçirdim, annem de geldi herşey çok güseldi.dün alsancak kordon derken baya bi dolaştık gezdik. bugün de karşıyaka, bostanlı park mavişehir baya baya gezdik.

"Beyaz Melek"i şiddetle tavsiye ediyorum sizlere. giderken burun kıvırdım annem istiyor ve anneannem için de en uygun alt yazısız film o olduğu için gittik ama müthişti, ön yargılı değilimdir çoğu zmn ama bu sefer baya önyargılı davrandığımın farkına vardım. o kadar duygusal anlar yaşanıyor ki içinde hissetmemek mümkün değil. yaşlıların büyük şehirlerde huzur evlerine terkedilişi ve en azından anadoludaki insanların değerlerini kaybetmemiş olması, ailelerine sahip çıkışı müthiş işlenmiş.

bir de çok ilginç bi doğu geleneği öğrendim dicleni kıyısında yeni evliler için nehre yakın yataklar hazırlanıp, yörenin gençleri de onları aydınlatması, dileklerinin gerçekleşmesi amacıyla karpuz kabuklarının içine çıra ile ateş yakıp nehrin üzerinde yüzdürürlermiş. toplu halde yapılan bu gelenek nehrin üzerinde çok hoş bi görüntü oluşturuyor ben de istioorum ama yaaa ;)

hım çok hoşuma giden bir diğer güsellik de çılgın dersane 2nin fragmanındaydı. (nehirle bosdum kafayı galiba:S )bu da nehir kıyısında papatyalarla süslenmiş şirin bi sandaldı, tentesi var minik onun üzeri de tamamen papatya kaplıydı.

24 Kasım 2007 Cumartesi

ikinci el erkekler

İkinci el erkekler Pop şarkıcısı Pınar Aylin, Kelebek'te diyor ki: "İnsan ilişkileri sahte... Etrafıma bakıyorum; genç kızlardan biz yaşta kadınlara kadar herkes, gerçeğini bulamamaktan şikâyetçi... Annelerimizin zamanındaki ilişkiler mumla aranır hale geldi. Adam gibi adam istiyorum, ama zor; bunu da biliyorum. Çünkü benim dengim, 40 yaş grubudur. E o yaştaki 'adam gibi adamlar'ın çoğu evli... Bir arkadaşım 'Artık ikinci elleri bekleyeceğiz' demişti. Doğru!"
* * *
Ananevi erkekler, "İlle de sıfır kilometre olsun" takıntısındayken, 40 yaş grubu kadınlarda "artık" ikinci ele talep oluşması ilginç...Daha da ilginci, Pınar Aylin'in aynı röportajda, boşanmak için gün saydığını söylemesi...Yani bir "ikinci el" de kendisi çıkarmak üzere...Böyle bakınca, herkesin bir yandan kendisininkini elden çıkarmaya çalışırken, öte yandan da öbürlerininkine göz attığı, bereketli bir ikinci el araba pazarına benziyor ilişkiler...Üstelik bazıları sadece göz atmıyor, göz koyuyor da...Yakında "Arkadaş arıyorum" sitelerinde şöyle ilanlar okuyacağız:"Bayandan... az kullanılmış, yıpranmamış... takasta kullanılabilir. "
* * *
Ne oldu da ilişkiler böyle piyasaya düştü, "sahte"leşti?Neden kadınlar "adam gibi adam" bulamamaktan dertli?Annelerimizin zamanındaki ilişkiler nereye gitti?"Artık domatesin bile hakikisi bulunmuyor" demek kolay...Ama işin daha derin boyutları var.Geçenlerde Van'da dinlediğim bir öyküyü yazmıştım:Köyün en güzel kızı, daha bahçe çitinden ötesini tanımadan çirkin bir delikanlıya kaçmış. Dağın öbür yamacındaki köye gitmişler. Orada yakışıklı oğlanlarla evli kızlar "Niye bu çirkine kaçtın" diye sorunca boyun bükmüş bizimki:"Dünyanın bu kadar büyük olduğunu bilsem, buna kaçar mıydım hiç..."
* * *
Çağımız kadını, dünyanın büyüklüğünü fark ediyor giderek... Bir önceki kuşağa göre, erkeklerle daha fazla karşılaşıyor."Annelerimiz gibi" evlendirildiğ i erkeğe mahkûm değil artık... Seçenekleri artıyor.Eskisi gibi boyun eğmiyor; itiraz ediyor; beğendiğini de beğenmediğini de söylemekten çekinmiyor. Yeni kadının meydan okuyuşu, asırlık iktidarını kaybeden erkeği ürkütüyor. Erkek, ne istediğini bilen, cesur kadın karşısında nasıl tavır alacağını bilemiyor. Sahteleşiyor.Öte yandan, iş dünyasındaki rekabete, eş dünyasındaki rekabet ekleniyor.Kentli kadın, ayakları üzerinde durabildikçe yoruluyor, bağımsızlaştıkça yalnızlaşıyor.Sonunda bazıları, Pınar Aylin'in dediği gibi, "ne kadar güçlü olsa da, erkeğin varlığını hissetmek istiyor."Hatta bazen, annesinin dönemindeki rol dağılımını özlemeye başlıyor.
* * *
Aylin de o rol dağılımı uğruna "mesleğinin zirvesindeyken evliliği seçmiş. Gözü başka bir şey görmemiş."Hata da burada işte...Kadının erkek için kendinden vazgeçmesi, kendisini mutsuz ettiği gibi, ona "mesleğinin zirvesindeyken" âşık olmuş erkeği de soğutuyor."Annelerimiz" için aşk, bir elmanın iki yarısı olabilmekti.Artık kimse yarım kalmak istemiyor.Gün, kendi başına tam elma olmayı başarabilenlerin, aynı dalda yan yana durabilmenin günüdür.
Can Dündar

23 Kasım 2007 Cuma

sevinçle uyan...

duydum ki öylece bırakıp gitmişsin kendini
vazgeçmişsin bütün ümitlerin güzelliğinden
yeni birşey aramanın ve bulmanın sevincinden
artık bitti diyorsan unuttuğun birşeyler var
hala mavi gökyüzü
bak hala çok güzelsin
ve sakin bir rüzgarda, dinleniyor dalgalar
bu sabah sevinçle uyan
gerin pencerende
paslı bir tat gibi kalsın yalnızlığın...
yeniden başlamanın keyfini duy içinde
hayatın anlamını yanlış çözmüş gibisin
herkes sevgi bekliyor yanlızca sen değilsin
sevgini söylemekle başlar herşey birdenbire...
bir çocuğun saçını okşayarak gülümse...
küçük bir pırıltıyla yolunu o göstersin
yeniden başlamak istersen
bu bile sana yeter

20 Kasım 2007 Salı

Elimi Uzatsam Hüzün, Yukarı Çıksam Mutluluk...


Sevdanın motiflerini dokumak ilmek ilmek,

Katıksız yüreğime almak seni.

Mutluluğa aç gönlümün sevgi ekmeği.

Elimi uzatsam hüzün, yukarı çıksam mutluluk,

yüreğimde düğümlenmiş sensizlik.

Güneşin sıcaklığında bulmak sesini.

Gözlerine yarınlardaki umudumu,

Yüreğine sevgimi bırakmak.

Fakir gönlümün bereketi.

Elimi Uzatsam hüzün, yukarı çıksam mutluluk,

yüreğimde düğümlenmiş sensizlik.

İmkansız düşler geçiyor içimden........

Adnan Çakır

Salsa yapıcam salsa...



yarın salsa dersim başlıooo!!! ben de bu kıs gibi dans etmek istioruummm

18 Kasım 2007 Pazar

meksika usulü baharlı kahve

bir de üzerine...
Meksika Usulü Baharlı Kahve

Mutfak: Meksika
Süre: 10-20dk
Servis: 4-6
Zorluk: Kolay
Malzemeler
4 kahve fincanı su
50 gr. şeker
Bir parça tarçın
2 karanfil
4 çorba kaşığı toz kahve

Yapilis Tarifi
Bütün malzemeyi bir tencereye koyun. Şeker eriyinceye kadar karıştırarak kaynatın. Kaynadıktan sonra hafif ateşte 1-2 dakika kadar tıkırdatın ve bir servis sürahisine boşaltın. Servis yapmadan önce kahvenin dibe çökmesini bekleyin.
bugünlerde hayatımda yenilikler şart derken yeni kararlar aldım. birincisi spora başlıorum, ikincisi salsa kursuna başlıorum büük ihtimalle. ve bir büük başarı daha gösterip eski bilgisayarı tek başıma açıp ethernet kartını takıp tekrar kapatma ve çalıştırma işini hallettim. yeni bi de yemek öğrendim yrn yapıcam (tarifi aşağıda) bi de kardeşimin sevdii elmalı cevizli kurabiyelerden yapıcam sınav öncesi jest olsun kerataya;)

antakya kebabı (antioch)

Malzemeler:

600gr Kuşbaşı et
2 Su bardağı erişte
3 Domates
3 Yemek kaşığı margarin
1 Su bardağı bezelye
½ Demet dereotu
1 Enginar
10 Mantar
2 Kuru soğan
4 Yeşilbiber
1Su bardağı kaşar peynir rendesi(Dil peyniri de olur)

Yapılışı:

Kuşbaşı eti minik küpler halinde doğranmış soğan ile kavurun. Mantarları küp küp keserek ete ilave edin. Daha sonra sırasıyla yeşilbiber, enginar, domates, bezelyeleri ilave edin.
Diğer tarafta erişteleri tuzlu ve hafif yağlı suda makarna gibi haşlayın. Yağlanmış tepsiye önce kavrulmuş eti ve bezelyeyi daha sonra da erişteyi düzgünce yerleştirin. Tepsinin üzerine alüminyum folyo ile kapatarak 180 derece ısıtılmış fırında 15 dakika demlendirin. Servis yapmadan önce üzerini kaşar rendesi veya dil peyniri ile süsleyin.

16 Kasım 2007 Cuma

Sonsuz Aşk

Hayat kisa gelen bir battaniye gibidir.
Yukarı çekersin ayak parmakların isyan eder.
Asağı çekersin omuzların titrer .

Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker,
rahat bir uyku uyumayı başarır...

Gary Moore - Still Got The Blues

15 Kasım 2007 Perşembe

İtirazım vaarr...

bugünlerde bi isteksizliktir gidiyor...
bana bi ortam değişikliği lasım ya da büük bi atraksiyon şart oldu.
ben bi atraksiyon İS-Tİ-YO-RUUUMMMM!!!

13 Kasım 2007 Salı


ZAMAN İÇİNDE


bak işte! gizleri yaşamın,


işte mutluluk gülümsüyor bir kapı aralığından


ellerimizi uztsak tutabiliriz belki


şimdi ya da hiç bir zaman unuttuğum bir şarkımı?


neydi o çok eskilerde düşmezdi ağzımdan


birlikte yine söyleyebiliriz


belki şimdi yada hiç bir zaman


gülen bir çocuk vardı yıllar önce


düşleriyle bulutlar üstünde yaşayan


belki birkez daha yaşarız o günleri


şimdi yada hiç bir zaman


nasılda yandı bir anda görüyor musun?


dev ağaçlarıyla o içimizdeki orman


yanmamış bir yer buluruz belki ararsak


şimdi ya da hiç bir zaman


kişi sımsıkı sarılıyor bulduklarına


umutların bir rüzgarla savrulduğu an


yine de bir şeyler kurtarabiliriz belki


şimdi ya da hiç bir zaman


herşey bize biz kadar yabancı artık


giderek yitiyor zaman içinde insan


oysaki çağları aşabiliriz


BİRLİKTE GEL ........


ŞİMDİ YA DA HİÇ BİR ZAMAN


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

İçimdeki Müzik Sensin-Keremcem

11 Kasım 2007 Pazar

İnsan Telefon Defterini Temize Çekerken Bazı İsimleri Eski Defterinde Bırakır


İnsan Telefon Defterini Temize Çekerken Bazı İsimleri Eski Defterinde Bırakır

Onlar artık birdaha asla aranmayacaktır.Garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır.Kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca herşeyi ama herşeyi paylaştığınız birisi; yada istifa ettiğiniz bir yerden bir arkadaşınız! Soyadları sorulmamış birsürü hatırlanmayan isimde vardır defterde; ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır.


İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN BAZI İSİMLER ÜZERİNDE DURUR.

Onca zaman sonra birkez arasanız, sesini duysanız... Ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur! Birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır size.Yalnızca bir isİmdir şimdi o.Temize çekerken atlarsınız hemen.Derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alalacele.Oh, isim geçmişte kalmıştır.

İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN HAYATINIDA SORGULAR!


Hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamanız için; hangisinin birsüre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin ayak parmakları ilginizi çekmiştir, hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır, hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir, hangisi için sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır? ! ...

Doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular!


Birlikte EDİP CANSEVER okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.


İNSAN TELEFON DEFTERİNİ TEMİZE ÇEKERKEN YALNIZLIĞINIDA KANITLAR.


Bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar? Saat elbette dört'tür! Paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüştür. Ters dönmüşüzdür. Bu tekbaşınalık ve bu isim katliamı aslında size ters gelir... Çalan telefona bakarsınız.Acaba? Acaba telefon defterini temize çeken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır?


Bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma, belki...


Bilemezsiniz...


LÜTFEN, AMA LÜTFEN TELEFON DEFTERLERİNİZİ KAYBETMEYİNİZ...

Küçük İskender

10 Kasım 2007 Cumartesi


Sevgili ATA' m!!!


Yüreğimde duyduğum seslenişini, kuşkularını, hatta hala bizler için yitirmediğin inancını, sabrını ve umudunu içimde yaşıyorum. Umarım ki milletimiz iç ve dış düşmanlara karşı daha fazla göz yummasın, onların kötü emellerine alet olmasın.


Senin yolundan asla ve asla ayrılmayacak, hangi şartlar altında olursa olsun, ilkelerini her zaman savunacak bir Türk kadını olarak, bize emanet ettiğin bu vatan için, üstüme düşen her görevi büyük bir onurla yerine getireceğime söz veriyor, sana ve yine bu vatan için canlarını veren tüm şehitlerimize, hatta bu günkü özgürlüğümüzün siz mimarlarına, Tanrı' dan rahmet diliyor, sizlerin önünüzde saygıyla eğiliyor, Tanrı'ma da, senin gibi eşi bulunmayan, yüce bir değeri, yalnızca Türk milletine bahşettiği için, sonsuz teşekkür ediyorum.


Ruhlarınız Şadolsun.

8 Kasım 2007 Perşembe

Yum usuLca gözLerini ...




uzat üşümüş ellerini
sakla o masum yüreğini
zaman gibi sessiz uyu
bu dünya dipsiz bir kuyu

pamuktan kalbin solmadan
hayat yüzüne vurmadan
uyu..yavrum uyu
bu dünya dipsiz bir kuyu
uyu.. melek yüzlüm uyu
bu dünya dipsiz bir kuyu...
bugünler de vakit ayıramas olsum sevgili bloguma, ama napiim hareketli geçti günlerim. gerçi biras da bu facebook çılgınlığının etkisi var sanki üzerimde. çılgınlık olarak olmasa da bendeki, senden önce onu açar oldum nete girince itiraf ediorum.
çabuk sıkılan bi insan olarak ben ondan da sıkıldım ve sana geri döndüm;) seninle birlikteliğimis nerdeyse bi yıl olacak, nasıl da geçiyor zmn, ben de yaşlanıorum bu arada...

dekorasyon üzerine yoğunlaştım bu ara, dergileri her zmnki gibi takip ediorum. hatta annemle birlikte aldıımıs demonte komodini monte ettik, öğreniorum yavaş yavaş, anlamaya başladım bu işlerden. beceriksiz diilmişim bunu da anlamış oldum bi kez daha, elimden gelio bööle işler...
duvarlar için de yeni bi düzenleme istiorum bakalım, fotolarla dolu duvarıma yeni bi düzenleme yapmam lasım.

kendi yatak odamın duvarları için de lale resimlerimden bi kompozisyon oluşturacağım... nası bişeye benzicek ben de merakla bekliorum.

artık anneanneme de kavuştuk, öslemişis onu da...

5 Kasım 2007 Pazartesi

Severken Güvensizlik...


Sevdiğin kadar yaşarsın bu hayatta. Hayata sadece sevdiğin zamanlarda dokunursun. Toplu iğne bile batınca farklı acıtır sen severken. Severken insan yaşamaktan başka bir tad alır. Sevmediğin zamanlarda sadece nefes alırsın. Sanki emanet bedenini seveceğin zamanlara taşımak ister gibi zaman öldürürsün. Günler geçsin istersin, ama günler neden geçer bilmezsin. Sevmek hayatı anlamlı kılar.

Sevmek zordur diken gibi, herkes sevilmez. Sevgi bir kapıyı çalmak için yanında iki kardeşini, saygıyı ve güveni görmek ister. Üçünün arkasında ise sevişmek vardır. Sevişmek hepsini birden iteler arkadan kapıya doğru. 4'ü birden bir araya gelince işte orda aşk olur. Aşk kapıyı çalmaz, kapıya yüklenir açmak için. Aşk o kadar nadir uğrarki, aşk kapıyı çalınca, dondurmaya bakan yaramaz çocuklar gibi yelkenlerini suya indirirsin. Genelde aşkı görünce yüklenmeyi beklemez kapı kendiliğinden açılır. Olaki kapı açılmazsa bir süre bu 4 birader bekleşir kapı eşiğinde. Hatta sahiplenir başkasını da sokmamaya çalışır.

Saygı ve güvensiz sevgi olamaz, onlarsız sadece ihtiyaçlarını giderirsin. Saygı olmadan sevilebilir ama ona aşk denmez. Öyle bir kardeşi vardırki sevginin o olmadan sevgi kapının yanından bile geçmez. O ortadan bir an bile kaybolsa ordan uzaklaşmak ister, kaçacak delik arar. Sevginin bu vazgeçilmez kardeşi güvendir. Sevmek için güvenmen gerekir. Güven suyudur, mineralidir sevginin. Sevginin büyümesi, dallarının uzaması, çiçeklerinin güzelleşmesi için güven olmazsa olmaz koşuldur. Aslında insan kendi rahatı için güvenir. Her zaman onla ve yanında olamazsın. Yaşama devam edebilmen için güvenmen gerekir.

Bazen sevgi, bazen güven önden gider. Sevginin önde gittiği zamanlarda, güvenebilmek için bahaneler uydurursun. Ufacık emarelerden bir dolu sonuç çıkarırsın. Güveni en olmadık yerlerde ve en olmadık zamanlarda hissedersin karşındakine.

Güvensizlik prangalar gibi ayaklarına asılır, engeller seni. İstesen de sevemezsin güven olmadan. İlişki 4 ayaklı masadır. Bu ayaklar sevgi, saygı, güven ve sevişmektir. Güven bacağı olmadan bu 4 ayaklı masa, yavaş yavaş ve acıyla çürür. Oysa diğer 3 ayakdan biri olmadan da masa ayakta durur. Hatta bir çok ilişkide, özellikle eski olanlarında genelde bu 3 ayaktan biri eksiktir.

Güven sadece 1 kez kaybedilir. 2. şansı hiçbir zaman vermez insana. Sonrasında güven duymayan hep acabalar içinde kalır. Her an nerede olduğunu ne yaptığını bilmek istersin güvenini yitirirsen. Sürekli yanında olmasını, ya da bir şey aklına gelince hemen sesini duymak istersin. Sanki yanında olunca ve sana bakarken sana ait olacak. En kötüsü ise ona ulaşmaya çalışırken ona ulaşamamaktır. İşte o zaman tüm zemberekler atar ve her türlü kötü ihtimal insanın aklına gelir. Onun yanına koşarak, uçarak gitmemek için kendini zor tutarsın. Gitsen ve herşeyin normal olduğunu görünce dahi güvenin artmaz. Bir sonraki kriz anını beklersin, artık zincir kopmuş güven kaybedilmiştir. Bir açığını yakalayana kadar rahat etmezsin. Bu kadar hayalini kurup hayatı zehir ettikten sonra eninde sonunda o açık yakalanır. Açık küçük olsa dahi haklı çıkabilmek için küçücük olay dramatize edilip büyütülür. "Ben demiştim" der güvenmeyen. Kişi kendi hazırladığı çukura düştüğünü ve o kadar zamanı başta kendine olmak üzere etrafındaki birçok kişiye nasıl zehir ettiğini çok sonraları anlayacaktır. En kötüsü severken ve ayrılamazken güveni kaybetmektir.

1 Kasım 2007 Perşembe