28 Eylül 2007 Cuma

bu güsel yel değirmeni ve laleler...
insanın başını alıp gitmek isteyebileceği bi yer,
beni oralara çeken bişeyler vaaarrrr sanki...


Sen güsel şeyler düşün, boşver ağlama...

26 Eylül 2007 Çarşamba

malum sonbaharın gelmesiyle birlikte saçlara bakım yapma zmnı da geldi, ztn olmuşum bi rapunzel, saçlar belimde, kafamı bi taraftan diğer tarafa çevirirken resmen ağırlık yapıooo... acilen kestirip yeni bi renk yapmam lasım, aklımda bi renk var aslında şööle bakır kızılı bi gölge attırsam diorum ve bu haftasonuna kadar yorumları topluorum ;) ne dersinis gider mi bana acaba???

Ekim ayında İzmir'de kaçırılmayacak etkinlikler;

İzmir Devlet Senfoni Orkestrasının programı için tıklayın 5ekimde açılış konseri ile başlıyor.
16ekimde İzmir Devlet tiyatrosu 3 faklı oyunla start veriyor.Oyunlar; Simavnalı Şeyh Bedrettin, Bahar Noktası, Düğün Şarkısı

Bir de ay sonunda Ayhan Sicimoğlu & The Latin Allstars ve Third World Love Akbank 17. caz festivali kapsamında İzmir'de sahne alıyor.

25 Eylül 2007 Salı

ağlamasam


Bir sabah hıçkırıkla uyansan

Pencerelere koşup güneşi arasan

Umudun kenarını kemire kemire

Akşamı alsan odana

Beni ne kadar seversin kim bilir...

Sonbahar olsan, bütün kış sana ısınsam

Yağmur düştüğünde pencereme

Geldiğini anlayıp koşa koşa

Kısa kollu yüreğimle yollara koşsam

Döktüğün yaprakların kuruluğuna aldırmadan

Avuçlarıma alıp yüzüme sürsem

Gözyaşlarımla yaprakların ıslansa

Bu sonbahar gelsen

Gelsen de artık ağlamasam...

Ceyhun Yılmaz
Not: Üfff bu şiiri okuduktan sonraki ruh halim yine bi tuhaf :S zaten pek keyfim de yok bu akşam, üüüff üfff demek de yetmio bazen...
ne hoş mimmiş o ööle:) okuyunca bile hoşuma gitmişti, sonlara dooru bi baktım aaa beni de mimlemiş ümit. ben bekletir miyim hiç arkadaşımı hemen cvp yazayım dedim. walla ne yalan söliim etrafımda şu anda yemek kitapları vardı ama onlar saylanmas die düşündüm ve incelemek için ilkeden almış olduum kitaba gitti elim Orhan Pamuk- Cevdet Bey ve Oğulları....
açıoruuss bakıorusss 187. sayfadaki ilk cümleyeee....
"Karşısında, kütüphanenin bir gözünde, gümüş çerçeve içerisinde duran bu şey, sıradan bir asker, boşa gitmiş bir hayat, hep birşeyler bekleyerek endişeyle yaşamış, yüzeylerin arkasına geçememiş, acınacak bi insandı."
ben deeee habişi, cadıyı, mobius'u, evrim'i ve asortikkrep'i mimliorum!!!

23 Eylül 2007 Pazar

the magic is in the hole!!!

geçen gün bi sohbette aklıma gelen ve uygun bi zmn yakaladıımda hemen bulduum o tarifi yapmak üzere aklımın bi köşesine yazdıım donutı yapmış bulunuyorum. ilk deneme için bu kadar ii olabileceğini düşünemediim süper bi sonuç çıktı ortaya. aldık elimise kahvelerimisi koyduk peşpeşe şööle iki film, tabi biras kalori borbardımanı olmadı diil.(nispet yapmak gibi olmasın ama napiimm) karar verdim ileride izmirde bi cafe açabilirsem donut da yapıcam, brezilya kahvesi için de söz verdiklerim var. oo bakıorum da yavaş yavaş ortaya çıkıo menüler;) hımm bu arada tarifini bi blog kardeşimisden edindim, bu kadar başarılı olmasında onun emeği büük, teşkürler;) Krisy Kreme 'e rakip mi olsak ne :)))
tıklayın tarif için

22 Eylül 2007 Cumartesi

Çoook hoştu, teşekkürler... ;)


İnsanı alır yerine anlam oturtur; doğu
Anlamı alır üstüne insan oturtur; batı

Ö.Asaf

20 Eylül 2007 Perşembe

çok hoşuma gitti bu köşe, malum değişik dekorasyon zevklerini incelerim hep ve arasından seçmeler yaparım, aşağıdaki de beğendiim uyku seti... kışın sıcak sıcak uyumak için ideal, hem şu renklerin canlılığına bakın cıvıl cıvıl...



sen boşver onları uç gönlünce,

onların hiç kanatları olmadık ki

sen boşver onları uç kelebek gibi kendin gibi

onların ruhu böyle rengarenk değil saf ve tertemiz

dokunmasınlar kanatlarına dökülür ya pulların

unutma sen kelebeksin ben seni öyle sevdim

bir asi rüzgardım da kıyamadım dokunmaya

sen demiştin ya giderken,

ah kelebek seni hep seveceğim...


"Nev"in son albümünden hoş bi şarkı, gerçi biçok şarkısını beğendim dinlemenizi tavsiye ederim...

19 Eylül 2007 Çarşamba

Büyüklere Tekerleme

Ey Vatandaş
Hu huu
İstediğin geldi mi?
Geldi
Ne getirdi?
Yepyeni yasalar
Kime kime?
Sana bana
Daha kime?
AB-D'ye
AB-D nerede?
Irak'ta, Afganistan'da, Afrika'da
Irak, Afganistan, Afrika nerede?
Savaş içinde
Savaş nerede?
Parada, silahta, uyuşturucuda
Para, silah, uyuşturucu nerede?
Parası ve gücü olanın elinde
Güç ve para nerede?
Büyüklerin elinde
Büyükler nerede?
Küçüklerin dilinde
Küçükler nerede?
Baktığın heryerde
Ey Vatandaş
Hu huuu
Aklın sende,
Kalbin sende,
Paran sende,
Aç artık gözlerini de
Gör artık gerçekleri
Aslında herşey hep senin elinde.

18 Eylül 2007 Salı


Konuşmak susmanın kokusudur.

Ya sus git, ya konuş gel, ortalarda kalma.

Yalan korkaklığın tortusudur.

Dürüst kaba ol, eğreti saygılı olma.

ÖZDEMİR ASAF

üff nası bi pazartesiydi anlamadım, başım şişti iice, etrafımda sürekli benden bişeyler isteyen bi insan yumağı üfff üfff...

elime kahvemi alıp koltuğa uzanıp "iki aile" yi izleyeceğim anı hayal ettim bütün gün ohhh evim güsel evim...
bari baktıkça içim açılsın ii gelirbelki düşüncesiyle şu laleleri de koyayım dedim...

Hayat üstüne bir sürü laf edilir ordan, burdan..Söylenenler fragman gibidirler. Kısa, çarpıcı.
Yaşamlarımızsa birer filmdir, metrajının nerde bittiğini bilemediğimiz. Başrol hep senindir ama rollerin sıkça değişir..Senaryo bazen kahreder, yerlere vurur, mutluluktan uçurur, sarhoş eder, dansettirir, törpüler... Hepsi filmin devamı için seni bekler..Şerbet yapmayı bilmeli..Yaşamın nabzına göre..Korkmamalı üzülmekten, sürünmekten. Geldiğinde de vakit gülmeyi, neşeyi körüklemeli...

Sessizliğe bir kaç kelime borcun varsa, çıkıp söyle...

Her şeyin yedeği, yaması vardır ama hayatının yok ki!!!
Okumuş olduğum güsel bi yazıdan alıntıdır...

15 Eylül 2007 Cumartesi

Nefret nedir? İnsan neden nefret eder? Nasıl bir duygudur nefret etmek ya da tanımlana bilir mi? Birşeylerden nefret etmek insana ne kazandırır? Aslında ben nefret etmek kelimesinden pek bir şey anlamıyorum. Herşeye bir gün alışır insan ve isterse herşeyi sevebilir ama gereksiz yere can alan birini sevemez mesela. Hiç sevmemek midir nefret? hayır cevap bu da değil. Aşırı öfkemidir? Hiç sanmıyorum nefretin tam karşılığı bu da olamaz.;peki bana yardımcı olabilir misiniz nefret denilen şey nedir? Çünkü ben hayatımda hiç bir şeyden nefret etmedim. Herşeyin bir sebep sonuç ilişkisi olduğunu düşündüm sadece.Bazen çok kızdığımda kullandım bu kelimeyi, bazen de canım çok yandığında ama nefret etmek inanın bana çok ağır bir kelime olarak geliyor. Affedilemeyecek şey yoktur ve hiç bir öfke ömür boyu süremez. O zaman neden birşeylerden nefret ediliyor?

"İki dudağının arasına" insan nasıl sığdırabiliyor bu nefreti, ya da o kalbine!!!

bésame mucho laura fygi ♫

Sonbahar Rüzgarları...


Güzel bir sonbahar günü
Yaslanmak çınara
Unutulursa yalnızlık
Gelirse mutluluk
Bu zamanda aşık oolmalı insan
Vakitli ya da vakitsizce
Hiç farketmez çıkıp gelmeli
Dağ sümbülleri gibi
Birden bire
Tutmalı ellerimi
Ne günah, ne yasak dinleyerek
Yıldızlarla sevişmeli
Geceleri
Yalnız aşk sonbahar sarhoşluğuyla
Bak o zaman uyanmak istemeyeceksin
Darıldığın bile rüyadan
Yapraklar arasında
Aşk yapmak buğulu bakan gözlerle
Kaybolmuş yılları vereceğim
Gecenin yıldızlarıyla geriye...

12 Eylül 2007 Çarşamba


Her kahve aynı tadı taşımaz... Nerede içiyorsan, kiminle içiyorsan ona göre degişir...
Bir pazar öğle sonrası annenin "hadi bir kahve yap da içelim" dediği kahve huzurludur... Köpükler annenin göz bebeklerine yansır... Dudağının kıyısında kalan küçük bir gülümsemedir...
Sahilde oturduğun rüzgarlı bir sonbahar günü, en sevdiğin dostun ağlarken içtigin kahvenin tadı kederlidir... Kahve telvesine yüreginin acısı karışır.
Bir gece vakti zil zurna sarhoş birinin içtiği kahve düşülen kuyudan çıkma cabasıdır... Koyu kıvamlı kahverengi bir ipe tutunur çıkarsın ... çıktığın an uyuyakalırsın... ferahlıktır!!!
Dostlarla içilen kahve neşedir... Kahkahalar köpüklerin üzerinde yüzer.
Tek başına gece vakti balkonda içtiğin kahve yalnızlıktır...Acıdır tadı... Ama garip de bir keyf, lezzeti vardır...
Baban için yaptığın kahve sevgi doludur... çay bardağında, az şekerli...Kahve gibi görünmez sana... Ama sıcaktır dumanı tüter ve kokusu büyülüdür...
Beklemediğin bir anda sana uzatılan kahve baskadır... Isıtır insanın...içini.
Kahve aynı kahvedir belki... köpüğüyle, rengiyle, dumanıyla aynı kahvedir ama içilen kahveler ruhunun süzgecinden geçer ve tadları değişir..
Her kahve aynı değildir bu yüzden..
Yorgun olduğunda içtigin kahve hafifletir seni... Kendine getirir, unutturur günün ağırlığınıBen de sizleri sevgiyle pişirilen bir kahve içmeye davet ediyorum. akşam, öğle öncesi, sonrası ya da gece kahvesi. ne zaman isterseniz.
Dostlukla yudumlayacağımız bir kahve molası vermeye ne dersiniz???
Sizin kahveniz nasıl olsun ???

Her Rüzgar Savuracak Bir Toz Bulur,
Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur,
Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur,
Bulunmayacak Tek Şey BENİM BENZERİMDİR...

11 Eylül 2007 Salı

Dalga sesleri...



Haykıran dalga seslerini dinlerken,

Bir karanlık gece, yapayalnız seninle!

Denizin kokusunu içime çekerken,

Tatlı bir huzur arıyorum bu gece...

Hırçın deniz dalgalı, ben dalgalı deniz,

Kumsalda soğuk yel, yanımda sen!

Karanlık gecenin içinde birlikteyiz,

Gökyüzünde yıldızlar, kalbimde sen...

Gecenin o sessizliğinde savunmasız,

Islak kumlarda bir şeylerin izleri!

Gölgeler sarmaş dolaş, gamsız tasasız,

Kayalarda yankılanır dalga sesleri...

Bir karanlık gece yapayalnız seninle,

Akdeniz'de serin bir bahar mevsimi.

Fırtınalı ruhumun derinliklerinde,

Kulaklarımda çınlar, o dalga sesleri...


Abacan Aşkısev Şenkal
Google gençlerin en çok çalışmak istediği firmaların başında. Ama içeri adım atmanın zorluğunu ön sınavdan seçtiğimiz birkaç mantık sorusuyla siz de görebilirsiniz...

Bir otobüse kaç golf topu sığar?

Bozuk para boyutuna ininceye kadar sıkıştırıldınız ve kütleniz orantısal yoğunluğunuzu koruyacağınız kadar ufaldı. Ardından bir kıyıcı (blender) içine atıldınız ve 60 saniye içinde çalışmaya başlayacak. Ne yapardınız?

Veritabanının ne anlama geldiğini sekiz yaşındaki kuzeninizin anlayacağı bir şekilde açıklayın.
Saatin akrep ve yelkovanı günde kaç kere üst üste gelir?


A noktasından B noktasına ulaşman gerek ama başaracağın kesin değil. Ne yaparsın?


Dolabında o kadar çok tişört var ki seçmekte zorlanıyorsun. Daha kolay seçim yapmak için ne yaparsın?

Bir köyde her 100 evli çiftin birinde koca, karıyı aldatıyor. Her kadın kendi kocası dışında hangi erkeğin aldattığını biliyor. Köyde zina yasak ve kadına kocasının aldattığını ispatladığı anda öldürme yetkisi veriyor. Hiçbir kadın bu kurala karşı koyamıyor. Bir gün kraliçe köyü ziyaret ediyor ve en azından bir erkeğin zina yaptığını söylüyor. Ne olur?

Hep erkek çocuk istenen bir köyde aileler erkek çocuk doğuncaya kadar doğurmaya devam ediyor. Erkek doğarsa da artık çocuk yapmıyor. Bu köyde kızların erkeklere oranı ne olabilir?

Bir otoyolda 30 dakika içinde bir araca rastlama oranı yüzde 0,95 ise 10 dakikada rastlama oranı nedir?

Kolundaki saat 03:15. Akrep ve yelkovanın açısı kaçtır? (Sıfır değil!)

Dört kişi gece karanlığında bir ip köprüden geçmek zorunda. Ancak sadece bir el fenerleri var ve içindeki pil 17 dakika yetecek. Köprü aynı anda iki kişiden fazla taşıyacak kadar sağlam değil ve el feneri olmadan geçmek için çok tehlikeli. Her kampçının geçiş hızı da farklı. Bir 1 dakikada, diğeri 2 dakikada, diğeri 5 ve en yavaşı 10 dakikada geçebiliyor. Nasıl olur?


Bir partidesin. Sen ve arkadaşınla birlikte 10 kişi var. Arkadaşın seninle aynı gün doğmuş her kişi için 1 dolar vermek üzere bahse giriyor. Ama bulamadıkların için de 2 dolar alacağını söylüyor. Bu bahse girer miydin?

Dünyada kaç piyano akortçusu var?

Aynı boyda sekiz topun var. Hepsi aynı ağırlıkta ancak bir tanesi biraz daha ağır. Bir terazide sadece iki defa tartarak hangi topun daha ağır olduğunu nasıl bulabilirsin?

5'ten 1'e doğru azalan rütbelerle beş korsanın var. En rütbeli korsan toplam 100 altının nasıl bölüşüleceğine karar verme hakkına sahip. Ancak diğerleri de onun kararına oy veriyor ve yarısından azından oy alırsa öldürülüyor. Kendi payını en fazla tutup hayatta kalması için nasıl bir paylaşım yapmalı? (İpucu: Korsanlardan biri altının yüzde 98'ini alır)

9 Eylül 2007 Pazar

DENİZCİ SANATÇIYA


Koşan bir dalga gibi,

Esnek, oynak, değişken

Ve tümüyle alçakgönüllü olmak.

Onun gibi, iğrenmeden

Her şeye kucak açmak,

Sokulmak, dokunmak ve sarmalamak

Görünen her şeyi, ayrımsız

Kucaklamak ve yansıtmak.

Koşan bir dalga gibi.

Özgür ve bağımsız

Ve tümüyle içten olmak

Onun gibi, evsiz barksız

Her an bir başka yerde

Görebilmek şafağı, öğleyi, geceyi

Ve hep bir tek şeyi anımsamak ;

Denizi! Denizi! Denizi!


N.M.MİNSKİ(1855-1937)
bugünkü sınavı atlattım çok şükür, güsel de geçti... sonrasında gittim oturdum Murat Köşkünde kahvemi yudumlarken gazetemi okudum, dinlendim ii geldi. Çok güsel bi serinlik var bugün, püfür püfür esio... hatta uzun zmndır görmediim şekilde net görünüyor buradan körfez, o sıcaktan oluşan sis bulutu ve pus yok üzerinde, çok net ve görülesi bi manzara var...
ama benim oturup yrnki sınav için hazırlanmam lasım, çok çalışmam lasım çooook ;)

8 Eylül 2007 Cumartesi

Güven...


kırıldığında eskisi gibi olamayacak bir cam gibidir, ama camın üzerindeki kırıkların sayısı zamanın onlara alışıp alışmayacağımız konusundaki kriteri belirler.

en klasiklesmis ornekle bir cam gibidir. ya da kirilgan herhangi bir sey. kristal bir bardak ornegin... bir kere kirildiginda, yitirildiginde geri gelmesi neredeyse imkansizdir. cunku hicbir sey eskisi gibi olmayacaktir cabalasaniz bile... bazen cabalamak, bunun icin emek harcamak bile "guven" kavraminin gercekliginden ne kadar uzaklastiginiza delalettir bir bakima.yapistiriririz ugrasiriz didiniriz ama o iz yok mu.. o hep oradadir... gitmez, gitmeyecektir, animsatacak, suphe uyandiracak ve koke kadar inen kurtcuklar gibi yok edecektir. solduracak, koku ve doku vermeyecektir

hayatı daha endişesiz ve daha az diken üstünde geçirme arzumuz uğruna yarattığımız en güzel ilüzyonlardan biridir.genelde kaybedilenler duyulan güvenin büyüklüğü ile doğru orantılıdır. misal; dünyadaki bütün arabaların direksiyon ve ön gögüs kısmına birer çelik kazık koyun emniyet kemerlerini çkartın abs asr gibi şeyleri devre dışı bırakın, bakın ondan sonra kimse kaza yapıyor mu araba ile hayatını kaybediyor mu?

PS. Bazen iş işten geçmiştir, çabalamanın faydası yoktur artık, bu da bööle biline!!!

Yine sonbahar

Yine yağmurlu akşamlar

Yine sensiz o parklar

Yine bomboş ıslak sokaklar

Ardımızda yıllar

Güne sarılmış, düne bağlanmış

Arzular

Bize küskün anılar

Yine aramızda çaresiz

Tükenmez yasaklar

Yoksun sen

Esen rüzgarlarda

Ezilmiş çiçekler kaldırımlarda

Yalnızlık şimdi kollarımda

Sensiz yürüyoruz biz bulutlara

Belki biz seneler sonra

Belki de ömür boyunca

Yazık çok zaman geçti

Başka sonbahar yok asla

7 Eylül 2007 Cuma

Ceyhun Yılmaz'dan...

Askıda Kahve


İtalyada Venedikin kenar mahallelerinden birinde, bir Cafe-Barda, espressolarımızı içiyorduk. İçeri giren müşterilerden biri barmene, "iki kahve, biri askıda!" dedi; iki kahve parası verdi, bir kahve içip gitti. Barmen de duvar üzerinde asılı duran çiviye bir küçük kağıt astı. Biraz sonra içeri iki kişi girdi. Onlar da "Üç kahve, . biri askıda" dediler; Üç kahve parası verdiler ve iki kahve içtikten sonra gittiler. Bermen "askı"ya yine bir küçük kağıt astı. Bunun gün boyu böyle sürdüğü anlaşılıyordu. Bir süre sonra kahveye, üstü başı biraz eski-püskü, belli ki yoksul bir kişi girdi ve Barmene "Askıdan bir kahve!" dedi. Barmen hemen bir kahve hazırladı ve yeni müşterinin önüne koydu. Yoksul kişi, kahvesini içtikten sonra para ödemeden çıktı, gitti. Barmense, duvardaki askıya taktığı kağıtlardan birini kopardı, parçalayıp çöp kutusuna attı. Bu günün sonunda, gözlerimizi yaşartan bir "İtalyan toplumsal terbiyesi" öğrendik: Bir Venedikli için yaşamsal olmasa da, kahve, günlük yaşamda önemli bir yer tutmaktadır. Kahve içecek kadar parası olmayan kişilere yardım edebilecek düzeydeki kişiler, bir kahve parası daha ödüyorlar. Yardım ettiği kişiyi görmedikleri için bu kişiler de daha mutlu oluyorlar; kimden geldiğini bilmedikleri bu ikramı kabul edenler de daha huzurlu! Yardım eden ile alan arasında, bu cafe-bardaki garson gibi köprü görevi yapan kişilerinse, güleryüzlü ve sevgi dolu olmaları gerekiyor. İçeri giren yoksul bir kişinin "Bana askıda kahve var mı?" diye sormasına gerek bırakmamak için, askıda kahve olduğunu belirten kağıt parçalarını kolaylıkla görülebilen bir yere asmaksa, bu olgunun zarif bir bölümü...

5 Eylül 2007 Çarşamba





dün gece fuardaydım, yıllardır gitmemişim desem yeri var. millet taa nerelerden gelir bis burnumuzun dibinde aman ne varki bi sürü kalabalık diip gitmeyis. ben yıllardır bunu yapıyordum. ama annemi gezdirme bahanesiyle gidince çok hoşuma gitti herşey çok düzenli ve enteresan şeyler vardı görülmeye değer derim. hele dünya mutfaklarına bayıldım tıka basa yemişis. üff bu aralar da amma yemek yedim, rejime kaldıım yerden dvm etmem lasım olmuo bööle.
hem siz şimdi bana bi bahane düşünün, markusun yarınki garden partysinden nasıl erken kaçabilirim bi bahane lasım banaaa...
Rüzgar
Rüzgarı seviyorum en çok
Çünkü bir rüzgar seviyor beni
Ensemden okşayıp yanağımdan öpüp gidiyor
Ne zaman öpüceğini bilmeden
hep seviyorum rüzgarı
hep essin istiyorum bir rüzgar
Rüzgarı seviyorum en çok
Güneş açsa eriyorum
Yağmur yağsa ıslanıyorum
Rüzgarı seviyorum en çok
Ben en çok rüzgarı seviyorum ya
Sen rüzgarsın galiba
Ceyhun Yılmaz

3 Eylül 2007 Pazartesi


dolu dolu geçen süper bi tatil oldu benim için. öslemini çektiğim şeye kavuştum sonunda, zaten hava da çok sıcakmış bu haftasonu izmirde kalmak pek akıl karı değilmiş bunu anladım.

hala hayıflanıyorum böölesine şirin bi kasabayı daha önce neden keşfedemedim die... Elin Almanları, Norveçlileri akın akın gelirken benim yeni yeni öğreniyor olmam üzücü aslında. neyse geç de olsa öğrendik ve çok güsel zmn geçirdik. İlk gün ağaçların ve çimlerin arasındaki odamıza yerleştikten sonra büyük akkum plajına dooru yola koyulduk, hatta dolmuş beklerken taksici şükrü abi bizi oraya kadar götürdü hem de başladı anlatmaya kısa bi yol boyunca anlattı sığacık'ı bize. İlk günümüz akşama kadar o şirin koyda geçti. Akşama balıkçı köyüne gidip de balık yemezsek olmas dedik ve dooru envai çeşit balığın bulunduğu balıkçılara koştuk. ( ztn başka bi alternatif de yok yemek yemek için herkes balık yiyo) orda adet balığı alıp gidiosun restorana onlar sana pişirip getiriolar, servis yapıolar. salaş ve şirin bi balık lokantası bulup hemen oturduk, afiyetle tıka basa karnımızı doyurduk şiddetle oranın deniz levreği tavsiye edilir ;)

hımm soora elimize verilen broşürler ve öneriler üzerine ertesi gün için tekne gezisinde yerlerimizi ayırttık. Sabah kahvaltısı için akşamdan tespit etmiş olduğumus bornovamızın meşşşhur üniversite 2 sinin aynısından seferihisarda da varmış dedik ve soluğu orda aldık. ve sonra da tekne gezisine katıldık.O da çok eğlenceliydi, birbirinden güsel turkuaz suların olduğu koylarda yüzme şansı bulduk. tekne turu ile ilgili ayrıntılar için tıklayın. hımm ertesi gün deee yine sabah kahvaltısında adresimis belliydi ve içimden ege aydan'ı orada görebilsek keşke derkeeen üniversite 2 ye geldi ege aydan ve dizideki efe. kendilerini rahatsız etmemek için laf atmadık sadece selam verdik ama yan masamızda oturmaları onları yakından görmek güseldi, adam cidden karizmatik hem ses tonu hem atletik görüntüsü ;) ondan soooraa akkum beach club'a gittik (işte o dizinin çekildii yer) orası da nezih bi mekan, ortam çok güsel, temiz, müzikler güsel, minderler, şezlonglar güsel, deniz güsel... bol bol yüzüp yorulduktan sonra daa dönüşe geçmeye karar verdiik ve şimdi yorgun bi şekilde de olsa okurlarıma bu kısa tatilimi özetlemek için bilg. başına oturdum. malesef fotolarımısı şu anda koyamıorum makinenin şarjı bitti talihsizce:( neyse çektiğimis kadarını yine paylaşıcam tabi...